İçeriğe geç

Meseleyi bir örnekle izah edecek olursak; meselâ, ahlâk kurallarının toplum çapında yaygınlaşıp kökleşmesi ve buna bağlı olarak kötülüklerin silinip gitmesi, ya suçluların cezalandırılıp zapturapt altına alınması, ya da onların kalb ve gönüllerine yönelik tezkiye ve terbiye ameliyesiyle mümkün olabilir. Başta bulunanlar ya da terbiyeciler, ikinci şıkkı hiç nazar-ı dikkate almaz da, sadece birinci şık üzerinde dururlarsa, –tam anlamıyla denmese de– bâtıl bir yolla hakkı tahsil etmeye çalışmış olurlar ki, bunun da sağlıklı bir netice vermeyeceği açıktır.

Diğer taraftan, teknik ve teknolojik sahada terakkî etmek için, kafa ve kalblerin ilimle-irfanla donatılması gerekmektedir. Böyle bir terakkî sonucu bütün insanlığı imhâ etme plânı da olsa, zikrettiğimiz hak mülâhazalarla hareket edildiği takdirde, netice (bâtıl da olsa) elde edilecektir. Çünkü Üstad’ın ifadesiyle: “Her bâtılın her vesilesi bâtıl olmadığı gibi; her hakkın her vesilesi de hak değildir.”

İşte günümüzde, hak taraftarlarının bâtıl temsilcilerine mağlup olma sebeplerinden birisi budur.. ve bu yanlışlık toplumda oldukça yaygındır.

İki: Müslümanlar, Müslümanca sıfatlara sahip çıkmalı ve onları bir bütün hâlinde temsil etmelidir. Halkımız bu mânâdaki insan için “dört dörtlük Müslüman” tabirini kullanır. Gerçi Üstad’ın ifadesiyle: “Her mü’minin her sıfatı mü’min olmadığı gibi; her kâfirin her sıfatı da kâfir değildir.”1

Bu demektir ki, bazı mü’minlerde kâfir sıfatı bulunabileceği gibi, bazı kâfirlerde de mü’min sıfatı olabilecektir. Ne var ki, hakkı üstünlüğe taşıma, ancak kâmil mü’minlerin yapabileceği bir iştir. Kâmil mü’min de yukarıda belirttiğimiz gibi, Müslümana ait sıfatları bütünüyle temsil eden insan demektir.

114