İçeriğe geç

Görüldüğü gibi bizim çizgimiz bellidir. Bizim en büyük vazife ve misyonumuz, kulluktur. Başkalarının medh ü senaları, o medh ü senaların hakkımızda biçtiği makamlarda gözümüz yoktur. Biz, her zaman Hz. Ali’nin “insanlardan bir insan olma” hedefine ulaşmaya çalışmalıyız. İnanan gönüller olarak bizim büyüklüğümüz, şahs-ı mânevîde, kolektif şuurdadır. Bâki hakikatler, fâni şahısların üzerine bina edilemez.. bina edilse, onlar ahirete irtihal ettiğinde, mefkûre de akim kalır.

Bu açıdan duygu-düşünce itibarıyla birbirimizle irtibatımızı kavî tutmalı ve vahdet-i ruhiyemizi korumaya çalışmalıyız. Kendimizi her daim sıfırlayarak yolumuza devam etmeliyiz. Unutmamalıyız ki, “Büyüklerde büyüklüğün alâmeti tevazu ve mahviyettir. Küçüklerde küçüklüğün alâmeti tekebbürdür.” “Ben yaptım, ben ettim.” demek şirkin bir uzantısıdır. Ene’yi yırtıp, Nahnü’yü ya da “Hû”yu göstermek bizim vazifemizdir. Topluluk içinde ihtilaf çıkarmama, yalanın en küçüğüne dahi tenezzül etmeme de yine vazifelerimiz cümlesindendir. Çeşitli vesilelerle anlattığım şahsî vilâyet değil, cemaat veliliğini yakalamak gayemizdir.

O hâlde yapılan ve yapılacak olan medh ü senalar bizi bizden almamalı ve vazifelerimizi yapmaya engel teşkil etmemelidir. Bu ise, yukarıdaki esasları benimsemeye ve özümsemeye bağlıdır.

11