İçeriğe geç

Bir başka hadislerinde ise, “Sevdiğin kişiyi ölçülü sev, bir gün gelir düşmanın olabilir; gadab ettiğin kimseye ölçülü gadab et, bir gün gelir dostun olabilir.” buyurmuştu. Bu hadislerin muhtevası ışığında, Bediüzzaman Hazretleri de “Mübalâğa, zımnî yalandır.” der. Onun için medih, takdir ve tebcil babında söylenecek sözlerde çok dikkatli, fevkalâde temkinli ve dengeli olmak gerekir. Aksi hâlde, kişi hüsnüzannın verdiği makam karşısında konumunu koruyamayan o insanların hadisteki ifadesiyle boynunun kırılmasına –hem de istemeden– vesile olabilir. Bütün bunlar bir tarafa, Allah Resûlü’nün “Hiç kimseyi Allah’a karşı tezkiye etmem/edemem.” beyanları, bu konuda başka hiçbir şeye ihtiyaç bırakmayacak bir ölçüdür zannediyorum.

Evet, her türlü takdir ve tebcilin üstünde bulunan Nebiler Serveri (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Beni, Musa b. İmrân’a tercih etmeyin.” Bir başka yerde “Beni Yunus b. Metta’ya tercih etmeyin.” buyurarak, hangi yolun tercih edilmesi gerektiğine işaret etmektedir. Öyleyse, kıyamete kadar bütün mü’minler Hz. Alivâri hep “insanlardan bir insan olma” mülâhazası içinde bulunmalıdırlar. Bu mülâhazaya kendini kilitleyebilen insan, hiçbir beklentiye girmez, teveccüh-ü nâs beklemez, hüsnüzannın layık gördüğü makamlara dilbeste olmaz, tabasbus ve riyaya da girmez.

Öte yandan Allah Resûlü’nün beyan buyurduğu “Ölü, kabirde ehlinin ağlamasından dolayı azap edilir.” hakikatinin de nazar-ı dikkate alınması gerekir. Gerçi Hz. Âişe Validemiz “Hiçbir suçlu, başkasının suçunu yüklenmez.”1 âyetini delil göstererek bu hadisi reddetmiş ise de, hadisçiler, bu hadisin hadis kriterleri açısından sıhhatini kabullenmiş ve ona şöyle bir yorum getirmişlerdir: Arkada kalanlar ölü hakkında ağıtlar yakar, tevhid akidesine ters, Allah’ın irade, meşîet ve kudretine dokunan sözler söylerlerse, bu sözler münasebeti ile ölü rahatsız olabilir.

9