2. Bizler günümüzün çocuklarıyız. Ne geçmişe hulûl ne de geleceğe nüfuz etmemiz mümkün değildir. Belki içimizden bazıları geleceğe kavuşacaktır ama, esas dolu dolu yaşanması gerekli olan hâlihazır ve şimdiki zamandır. Yani geçmişe masal demeyeceğiz, geleceği de hülya görmeyeceğiz. Bir başka ifadeyle, geçmiş bir “mezar-ı ekber”, gelecek de gulyabaniler ülkesi değildir; değildir ama, o şanlı geçmişimize denk bir geleceğin hazırlanması da ancak şimdiki zamanı iyi değerlendirmeye bağlıdır. Onun için bu mülâhazalarla, günümüzde sadece hizmet düşüncesiyle oturup kalkan, gözlerini onunla açıp onunla kapayan ve başka hiçbir şey düşünmeyen nefer, başka dönemlerin şahlarından, meliklerinden, hatta veli, kutub ve gavslarından daha hayırlıdır denilebilir.
3. Belli bir dönemde hizmet etmiş ve şart-ı âdî ölçüsünde bu işe iştirakta bulunmuş insanlar –hafizanallah– bunun gururunu ruhlarında taşıyabilirler. Bu ise, onların mükâfat adına bütün varını yoğunu alır götürür. Onun için, Müslümanların başarısından bir gün evvel, ikindi sonrası göçüp gitme gibi, bu dünyadan ayrılmak en güzelidir. Evet, işte o zaman, “Allahım, emanetini al!” demenin tam zamanıdır.
İşte bu mülâhazalarla “Ne mazi ne müstakbel.. belki günümüzün adanmış bir ruhu olmayı isterim.” demiştim, bugün de diyorum. Ama yine de hakikat-i hâli tam bilemiyoruz.. bilemiyor ve bu düşüncenin şeytanî mi, Rahmânî mi olduğuna karar veremiyorum. Zira nefis çok mekkârdır ve şeytan insana bazen sağdan gelir; böyle bir düşünce, şeytanın insana sağdan yaklaşmasının ürünü de olabilir. Allah doğruyu en iyi bilendir.