Sizi belli kademelerden ve merhalelerden geçirip bu hâle irca eden Allah, ölüleri diriltmeye kâdir değil mi?
Görüldüğü gibi Kur’ân-ı Kerim haşir meselesini başka hiçbir delile ihtiyaç bırakmayacak şekilde, kendine has aklîlik ve mantıkîlikle ispat etmiş oluyor. Kur’ân âyetlerinin hemen hemen üçte birisi bu hakikatlerden bahseder. Biz yukarıda zikrettiklerimizle bu mevzuda sadece bir fikir vermiş oluyoruz. Zaten bundan sonra söyleyeceklerimiz de, bu âyetlerin tefsir ve tafsilinden ibaret olacaktır.
Fikir, düşünce, his, duygu, insan, insanlık ve bütün bunlara bağlı niyet, amel ve aksiyonlar, bu dünyadan sel gibi akar. Ve nihayet akış mecrasının mahiyetine göre bir havuzda toplanıverir. Burada bizler herhangi bir mükâfat ve mücazat görmüyoruz. Nice zalimler, cebbarlar ve firavunlara taş çıkartacak kimseler bu dünyada hiçbir cezaya, ikâba maruz kalmadan; başı, beli, dişi ağrımadan; ceberûtu, hodfuruşluğu yanına âdeta kâr kalarak öbür âleme gitmiştir. Aynen bunlar gibi binbir musibete maruz binbir belânın cenderesinden geçmiş, bin bir musibet başında değirmen taşı gibi çevrilmiş kimseler de bu dünyadan oldukça mazlum, mağdur olarak diğer âleme göçmüşlerdir.
Zalimin, kendine göre düşünce ve hesapları, mazlumun da yine kendine göre büyük farklılık arz eden niyet ve düşünceleri vardır.
İşte bir çağlayan gibi akan birbirine tamamen zıt bu iki mecra diğer dünyada bir havuza dolan sular misali temerküz edecek, bu dünyadaki hâl ve hareketlerinin muhasebesi için Cenâb-ı Celle ve A’lâ’nın karşısında sıraya dizileceklerdir. Yapılan muhasebe neticesinde mazlum, dünyada iken varlığına kendi varlığı gibi inanmış olduğu Cennet’e, zalim ise içinde bulunmayı aklının ucundan bile geçirmemiş olduğu Cehennem’e bir çöp yığını gibi atılacaktır.