Yiyecek ve içecekleri, ağzımıza alıp bünyemize mâl ettiğimiz zaman bir lezzet alır ve kendilerinden istifade etmiş oluruz. Zaman da öyledir: Saniyeleri, dakikaları, günleri ve haftaları kendimize mâl ettiğimiz ölçüde onun zevkini duyar ve geçmesini istemeyiz. Hayat, lezzeti duyulup neş’esi hissedildiği, bugünümüz ve yarınlar adına bir şeyler vaadettiği nispette tadına doyulmaz bir nimet ise de, dikkatsiz ve şuursuzca yaşandığında, insanın sırtında bir yükten farkı yoktur…
* * *
Zaman, bir santrale takılmış spirallerin sonsuza uzanmış şeklidir. Ne yuvarlak, ne de düz bir hat değil, onda iniş de var çıkış da var. Hakikî zamanın vücudu, levh-i mahv ve isbattır.
Nefrinler
İnsan bünyesinde, insan için hayatî ehemmiyet arzeden bir kısım önemli noktalar bulunduğu gibi, millet bünyesinde de inanç, tarih şuuru, millî kültür ve millî mefkûre gibi çok önemli hususlar mevcuttur. Nasıl bir ferdin, kendi bünyesindeki bu hayatî noktalardan birinin darbelenmesiyle sendeleyip devrilmesi mukadderdir; aynen onun gibi, milletlerin de, bu noktalardan herhangi birinden alacağı bir yara ile yıkılması muhakkaktır. Bin nefrin, milletin inanç ve tarihiyle oynayanlara! Bin nefrin, mazi düşmanlarına! Bin nefrin, millî kültür ve millî mefkûreyi tahrip edenlere! Bin nefrin, geleceği karanlık gören ve gösteren bedbinlere ve karamsarlara!
Batı Şoku
Sanayi inkılâbı, İslâm dünyasında ilk şok yapan hâdisedir. Tıpkı kedinin fareyi şok edip, sonra da oynadığı gibi, Batı da o gün-bugün İslâm dünyasını şok etmiş ve onunla oynamaktadır.
Cennet
Cennet, ne terakki, ne de tedenni yeridir. Orası, zevklerde derinleşme iklimidir.