Ahlâk ve fazilete dayanmayan, akıl ve vicdan havuzlarından beslenmeyen medeniyet, insanlığın mutluluğuna değil, sadece birkaç zengin, birkaç da hevaperestin heveslerine hizmet eden gelip geçici bir şehrayindir. Yazıklar olsun, onun yanıp sönen ışıklarına aldananlara!
* * *
Medeniyet, tabiat ilimleri ve çeşitli fenlerde çok ileri olmak; vapurlar, trenler, uçaklar gibi modern imkânlara sahip bulunmak; büyük şehir, geniş cadde ve yüksek binalarda yaşamaktan ibaret zannedilmemelidir. İnançlı ve istikametli ellerde, her biri sadece medeniyetin birer vesilesi sayılan bu şeyleri medeniyetin kendisi kabul etmek, aldanmışlıktan başka bir şey değildir.
* * *
Fertlerin medenî olmaları, insanın özünde bulunan iyi şeylerin nüvelerini geliştire geliştire ikinci bir fıtrat kazanmalarında aranmalıdır. Onu kılık kıyafet ve cismanî zevklerin her çeşidinden istifadeden ibaret sayanlar, bir kısım muhakemesizler ile bir düzine de bedenî hayatın altında ezilmiş tali’sizlerdir.
* * *
Vahşî, bedevî milletlerin, hunhar, zalim ve yağmacı olduklarında şüphe yoktur. Ne var ki, onların bu hâli herkes tarafından çok iyi bilindiğinden, başkaları için fazla zararlı olmadıkları da bir gerçektir. Ya, modern silahlarla mücehhez ve her zaman kan içme fırsatını kollayan medenî bedevîlere ne demeli..!
* * *
Medeniyet, şayet bir milletin kendi varlığını anlatması ise, bu muhteşem hutbenin malzemesi, o milletin ilmî, ahlâkî ve teknolojik eserleri olmalıdır. Zira, içtimaî terbiye ve çeşitli hüner ve sanatlar medeniyete bir şekil verir; ahlâk ise, belâgatlı bir lisan olarak onu ilân eder.
Terakki
Bir milletin gelişip ilerlemesi, o millet fertlerinin fikrî ve hissî sahada terbiye görmelerine bağlıdır. Fertlerinde düşünce ve iç aydınlığı gelişmemiş milletlerin terakki etmesi de beklenemez.
* * *