İçeriğe geç

Tabiat, maddenin hususiyetleri ve onun yaratılıştan gelen özellikleri olduğuna göre, mevcudiyetini ona borçlu bulunduğu maddeden evvel olamaz. Öyle ise, varlık ve hâdiseleri ona dayamak ve onunla izah etmeye kalkışmak, bir aldatmacadan başka bir şey değildir.

* * *

Bugün tabiî ilimlerle en az meşgul olanlar bile, tabiatın kör ve sağır bir kuvvetten ibaret olduğunu ve onun hiçbir şeyi yaratamayacağını çok iyi bilmektedirler. İş böyleyken, onu Yaratıcı Kuvvet’in yerine koymaya çalışmak, küfür yobazlığından başka bir şey olmasa gerek…

* * *

Tabiatın mahiyeti apaçık bilindiği hâlde, onu, olduğundan farklı göstererek, nesillere yaratıcı bir güç gibi takdim etmek, ilimlere karşı bir muaraza ve her biri başlı başına harika birer sanat eseri olan şu dünya sergilerindeki bütün antika eserleri de tahkir sayılır.

* * *

Şayet tabiat varlığın kendisinden ibaret ise, “Tabiat yarattı.” diyenler, bilmem ki, bu sözleriyle, “Varlık kendi kendini yarattı.” dediklerinin farkında mıdırlar? Yok, “tabiat” sözünden maksatları huy, sıfat, seciye, kanun, disiplin gibi şeylerse, tabiatın, kendilerine tezgâh ve beşik olduğu eşya ve hâdiseleri nasıl yaratıp tanzim edeceğini izah etmeleri gerekmez mi?

Basiret

Basiret; ilim, tecrübe, firaset nuruyla görüp sezmeye, bilip değerlendirmeye esas teşkil eden hususları, ihatalı ve tam tekmil kavramaya denir ki, bu mânâda basiretli insan, ötelere de açık olursa, artık o, insan-ı kâmil olmaya azmetmiş bir hakikat eri, bir mâneviyat kahramanı demektir.

* * *

Akıl, önemli bir ilim kaynağı; basiret ise, ciddi bir irfan menbaıdır. Aklı olup da basireti bulunmayan birisinin, çok şey bilip, çok şey anlasa da, bildikleriyle bir yere varabilmesi oldukça zor, hatta imkânsızdır.

* * *

47