İçeriğe geç

Aynı mülâhazalar zekât için de geçerlidir. Mesela siz insanları infaka teşvik etmek, gönüllerde “verme duygusu”nu harekete geçirebilmek için kırkta bir oranında verilen zekâtı “cimri zekâtı” olarak nitelendirebilir ve insanlardan yirmide bir, onda bir, beşte bir zekât vermelerini isteyebilirsiniz. Her ne kadar tergip üslûbu açısından bu caiz olsa da, şayet sizin bu tavrınız bir ihtilaf kapısı aralayacak, niza ve tartışmalara sebebiyet verecekse, asla buna girmemeli ve dinin objektif hükümlerini esas almalısınız.

Aslında Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) dinini öğrenmek için dışarıdan gelen bir kişiye, beş vakit namazı, bir ay orucu ve (kırkta bir) zekâtı talim buyurması, o kişinin bu miktarları ne azaltıp ne de arttıracağını söylemesi ve bunun üzerine Allah Resûlü’nün de (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Eğer doğru söylüyorsa kurtuldu.”182 buyurması bu hususa işaret etmektedir. Bu itibarla siz şayet kendi sübjektif hükümlerinizle aksa’l-gâyâtı kurtulmanın eşiği olarak sayarsanız, muhataplarınızı kendinizden uzaklaştırmış, onları yapabilecekleri bazı güzel amellerden mahrum bırakmış ve belki de onlarda size karşı bir kıskançlık ve haset duygusu uyarmış olursunuz. Diğer ibadet ve sorumlulukları da söylenen bu hususlara kıyas edebilirsiniz.

Netice itibarıyla, insanları belli bir ufku yakalamaya teşvik etmek başka; meseleyi sadece belli bir seviye ve daireyle sınırlandırmak ise tamamen başkadır. Eğer sizin kalb ve ruh hayatı itibarıyla bir ufkunuz varsa, insanları o ufka çağırırsınız. Fakat ihtilafın ortaya çıkacağı yerlerde mutabakat sağlamayı esas almak, ittifak edilebilecek noktada durmak daha önemlidir. Bu açıdan biz, her yerde ve her zaman birlik vesileleri araştırmalı, vifak ve ittifak üzerinde durmalı, birlik ve beraberlik ruhunu koruma adına elimizden gelen her türlü fedakârlığı yapmalıyız.

222