Hususiyle senet tenkidi alanında öyle ciddi bir birikim oluşmuştur ki, cerh ve tâdil açısından hadis râvilerinin değerlendirilmesi ve kritiğe tâbi tutulmasıyla ilgili ciltlerce eser yazılmış ve böylece Allah Resûlü’nden (sallallâhu aleyhi ve sellem) nakledilen rivayetlerin doğruluğu tespit edilmiştir. Ne var ki ulema böyle önemli bir mevzuda tenkitte bulunurken bile, maksadı aşan beyanlarda bulunmamaya son derece önem vermiş ve hassasiyetle hareket etmişlerdir. Mesela, nakd mevzuunu ilk defa sistemli olarak ortaya koyanlardan birisi olan Şu’be İbn Haccac Hazretleri, hadis ricâlinin tenkidiyle alâkalı olarak, “Gel, Allah yolunda biraz gıybet edelim!”245 ifadesini kullanmış ve böylece hem bu işin yapılmasının zaruretine hem de bunun sadece Allah rızası için yapılması gerektiğine dikkatleri çekmiştir.
Evet, bizim dünyamızda, bilhassa hicrî ilk beş asır itibarıyla, gerek dinî, gerekse pozitif ilimler sahasında, en güzele ulaşma adına tenkit metodu kullanılmıştır. Dolayısıyla günümüzde de her zaman bu ilmî usûle müracaat edilebilir; yeter ki tenkit edilen konuda insaf elden bırakılmasın, edep muhafaza edilsin ve mesele hep hassasiyetle ele alınıp takdim edilsin. Bu noktada tenkit âdâp ve usûlü diyebileceğimiz bazı esaslar ortaya çıkmaktadır ki, onları şu şekilde hulasa edebiliriz:
İnsaf ve Yumuşak Üslûpla Çözülen Kilitler
Tenkide tâbi tutulan konu, çok sağlam bir üslûpla ortaya konulmalı ve sunuş esprisi açısından konuşma tarzının insanî olmasına âzamî derecede dikkat edilmelidir. Yani tenkit, muhatabın tepki vermeyeceği, rahat kabul edebileceği bir tarzda yapılmalıdır. Şayet siz, belli problemlerin çözümüyle ilgili sahip olduğunuz alternatif düşüncelerinizi, makul yaklaşımlarınızı insaflı, yumuşak ve insanî bir üslûpla ortaya koyarsanız, başkaları tarafından saygıyla karşılanırsınız ve fikirleriniz de kabul görür.