Hazret, aynı zamanda tam bir Peygamber âşığıydı. Fakir de Ravza-i Tâhire’yi ilk gördüğümde orası için, “Bir avuç toprağını, cihanlara değiştirmeyeceğim buk’alar buk’ası!” sözleri dudaklarımdan dökülmüştü. Fakat, Hazret’in aşkı bambaşkaydı. Birisi ona gelip, “Orada, sokaklarda çok uyuzlu mahlûklar gördüm.” dediğinde tepkisi şu olmuştur: “Sus! Medine’nin sokak köpekleri için dahi öyle söyleme! Ben Peygamber hatırına oranın uyuzlusuna bile kurban olurum.” O, bu ve benzeri ifadeleri, yüreğinden kopup gelen bir içtenlikle, bütün benliğiyle söylerdi. Öyle ki, bunu söylerken âdeta Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) şahsiyet-i mâneviyesinde erir ve fenâ fi’r-resûl olurdu. Onun şu naatında da bu derin Peygamber sevgisini görebilirsiniz:
İşte onun bulunduğu meclislerde bu naatlar okunur ve başta kendisi olmak üzere oradakiler coşardı. Bazen, o;
mısralarıyla öyle bir feryat eder, öyle bir sesini yükseltirdi ki, bulunduğu yer âdeta lerzeye gelir ve halkadaki herkeste bir titreme olurdu.
Fazilet Sahibi Herkesi Takdir Ederdi
O, bir söz sultanıydı. Hem aruzla hem de hecenin değişik kalıplarıyla ruhunun ilhamlarını seslendirirdi. Fakat o, büyük bir söz üstadı olmasıyla beraber aynı zamanda, huzurunda başka büyüklerin söz ve nazımlarının dile getirilmesinden de kesinlikle rahatsız olmaz, hatta o türlü söz ve şiirlerin söylenmesini teşvik ederdi. Mesela Pîr-i Küfrevî Hazretleri’nden hilafet almış bir zat olan Ketencizâde’nin Divan’ında şeyhi için söylediği,