Son günlerde şahit olduğumuz cenaze merasimleri bir kere daha gösterdi ki, unutulmuş sünnetlerin ve öldürülmüş değerlerin hatırlatılması ve ihya edilmesi lâzımdır. Zira, her öldürülen sünnet ölürken yerini bir bid’ata bırakıp gitmektedir. Hayırlı insanlar vefat ederken yerlerini salih bir evlâda, bir ilmî esere ya da bir sadaka-yı câriyeye bırakır ve böylece peşleri sıra hayrın devamını temin ederek giderler. Fakat, sünnetlerin ölümü öyle değildir; onların ölümü şer doğurur. Peygamber Efendimiz’e (sallallâhu aleyhi ve sellem) ait kavlî, fiilî ve takrirî sünnetlerden hangisi toplum tarafından terk edilmişse, onun yerinde hemen diken gibi bir bid’at bitmiştir. Unutulan sünnetlerin sayısı adedince de içtimaî hayatı dikenler sarmıştır. Toplumu incitip rahatsız eden de bu dikenlerdir; huzursuzluğun temelinde onlar vardır. Bizim kültürümüzün temel kaynakları bellidir; onları terk ettiğimiz zaman köksüzlüğe maruz kalmamız da kaçınılmazdır. Ruh ve mânâ köklerinden kopmuş milletlerin yaşamalarının mümkün olmadığı ise aşikâr bir hakikattir. Cenazelerdeki nahoş manzaralar hep o sünnetlerin terk edilmesinin, o dikenlerin etrafı sarmasının ve o mânâ köklerinin unutulmasının neticeleridir.
Cenaze Provokatörleri