İçeriğe geç

Her hâliyle hüsnümisal olan Rehber-i Ekmel Efendimiz (aleyhi ekmelüttehâyâ), bu mevzuda da bize yol göstermiştir. İbn Mes’ud Hazretleri’nin (radıyallâhu anh) rivayetine göre, cin tâifesi de gelip kendisine biat edince Allah Resûlü “Rabbim bana ins ve cinnin iman edeceğini vaad etmişti. Şimdi bu vaad gerçekleşti. Öyleyse, vazifem bitti ve yolculuk vaktim yaklaştı.” buyurmuştur. Demek ki, bir mü’min, vazifesi devam ettiği sürece dünyada kalmaya razı olmalıdır; vazifesinin bittiğine inandığı zaman da, bir an önce ten cenderesinden kurtulup Refik-i A’la’ya ulaşmayı arzulamalıdır. Evet, Kur’ân’a adanmış bir ruh için hizmetinin sona erdiği bir dünyada yaşamanın bir anlamı yoktur; hatta ona göre, şahsî ibadetlerine devam etse bile i’lâ-yı kelimetullah vazifesini yerine getirmediği bir hayat abesle iştigaldir.

Bu itibarla, şayet kendimizi i’lâ-yı kelimetullaha adadığımıza inanıyorsak, bize düşen halvet ve uzlet değil celvet ve ülfettir. Biz, kendimize ait itibarî değerlerden sıyrılıp bütün müktesebâtımızla hizmete koyulmalı; elimizi, dilimizi, aklımızı, mantığımızı, muhâkememizi insanlığın saadetine bağlamalı ve ancak başkalarını ebedî mutluluğa yönlendirmek suretiyle kurtulacağımıza inanarak hep insanlarıın içinde bulunmalıyız. Miraç Şehsuvarı Efendimiz’in veraların verasına seyahat ettikten sonra beşeri de o ufka taşımak için tekrar insanların arasına dönmesini bir ölçü kabul ederek, biz de Allah’ın iman, Kur’ân ve dava düşüncesi televvünlü lütuflarını başkalarını O’na ulaştırma yolunda değerlendirmeye bakmalıyız.

247