Riyâzetin Üç Esası
Evet, halvetin önemli bir yanını “uzlet ani’l-enâm”, diğer buudunu da riyâzet teşkil etmektedir. Hak ehline göre; nefsi, bedenî arzulara karşı gemlemek ve ruhu, kemâlât-ı insaniye semalarına doğru şahlandırmak için halktan uzaklaşıp tek başına yaşamak kâfi değildir; yalnızlığın yanı sıra “kıllet-i kelâm”, “kıllet-i taâm” ve “kıllet-i menâm” esasları üzerine bina edilmesi gereken bir riyâzet de şarttır.
“Kıllet-i kelâm”; içinde gıybet, iftira, haset ve dedikodu gibi dil afetlerine yer olmayan ve doğruluktan asla şaşmayan, az, öz ve hikmetli söz demektir. Evet, hakikî mü’minin önemli bir özelliği sükûtunun tefekkür, konuşmasının da hikmet olmasıdır. O, zamanı boşa harcamaktan kaçındığı gibi söz israfından da uzak durur, kendisini zararlı kimselerle oturup kalkmaktan ve faydasız konulara dalmaktan korur; etrafındakileri insanlığın zirve noktalarına çıkartmak için onlarla beraber olur. O ne zaman konuşmaya dursa, Rabb’in rızasına matuf bir şekilde Kur’ân ve Sünnet’in şerhinden ibaret sözler etmeye koyulur. Her meseleyi evirip çevirir, sözü mutlaka Cenâb-ı Allah’a ve Resûl-i Ekrem’e getirir; en mâlâyâni muhavereleri bile bir yolunu bulup sohbet-i Cânan ufkuna yönlendirir. Hep hak söyler, hakikate tercüman olur ve her işi gerçek sahibine bağlayıp sürekli mârifetten, muhabbetten, aşk u iştiyaktan dem vurur.