Evet, siz anlatmaya gayret edeceksiniz; “Anneciğim, babacığım! Bakın, dinimize ve milletimize hizmet etmeye, her yanda bayrağımızı dalgalandırmaya ve öz değerlerimizi âleme duyurmaya çalışıyoruz. Sizin arzu ettiğiniz de bu değil mi? Siz de Allah’ın rızasını kazanmak, Ruh-u Seyyidi’l-Enâm’ı hoşnut etmek istemiyor musunuz? Siz de biliyorsunuz ki, rıza-yı ilâhiyi, şefaat-i nebeviyeyi elde etmenin yolu buradan geçiyor ve şimdiye kadar binlerce insan bu yolda yürümüşler. Ecdadımızın bazıları evlerini barklarını terk etmişler, bir daha yurtlarına yuvalarına dönememişler. Hatta siz de hep anlatırsınız; babalarınız, dedeleriniz, amcalarınız i’lâ-yı kelimetullah veya vatan müdafaası ya da ırz-namus davası uğrunda cepheden cepheye koşmuşlar, senelerce askerlik yapmışlar ve bir daha geri gelememişler. Bir evden beş insan gitmişse, ancak birisi dönmüş, dördü şehit düşmüş. Milletimizin en parlak dönemlerinde bile evinden ayrılıp giden, bir cephede şehadet şerbeti içen insanların sayısı şimdi ayrılıp gidenlerin adedinin belki on katıydı. O günlerde dahi on evin dokuzunda feryad u figân vardı, çığlık vardı, gözyaşı vardı!..” diyecek ve derdinizi dile getireceksiniz. Kollarına atılacak, sarılacak, ellerini öpecek ve “Hakkınızı ödeyemem, isterseniz gitmeyeyim ama…” deyip boynunuzu bükeceksiniz. Emin olun, siz bu kadarcık bir samimiyet ve hürmet ortaya koyunca, Anadolu’nun temiz insanları, ayyüzlü anne-babalarınızın hepsi, bir gün babamın bana dediği gibi “Orada bekleyenlerin var…” diyecek ve size hizmet beldelerinizi işaret edeceklerdir.