Himmet tabiri, aynı zamanda, lütufta bulunmak, yardım etmek, imdada yetişmek ve el uzatmak mânâlarını da ihtiva etmektedir. Bu açıdan da, kula nispetle, teveccühte bulunmak, azmetmek ve mübarek bir işe hâlis niyetle yönelmek demek olan himmet; Allah’a nispet edildiğinde ise, ortaya konan bu samimiyete ve teveccühe Hakk’ın mukabelesi mânâsına gelmektedir. Yani, kuldan inâbe, Cenâb-ı Hak’tan da ona mukabil bir teveccüh söz konusudur. Haddizatında, ilâhî mevhibe ve inayetlerin kesintisiz devam etmesi, sürekli Cenâb-ı Hakk’a teveccüh etmeye ve O’nun da bu aralıksız yönelişe karşı merhamet teveccühleriyle mukabelede bulunmasına bağlıdır.
Cemalî Bir Tecellî
Allah Teâlâ bütün mahlukâtı merhametle görüp gözetir; ama var ettiklerinin bazılarına hususî teveccühte bulunup onları ekstra mevhibelerle serfiraz kılar. Umumî himaye, rahmet, şefkat ve inayet… gibi celâlî ve vâhidî tecellileriyle her şeyi görüp gözetmesinin yanı sıra, bazı kimselere özel bir teveccüh, daha derin bir rahmet ve engin bir inayetle muamele eder; onlara fevkalâdeden merhamet ve şefkat gibi.. cemalî ve ehadî teveccühlerde de bulunur. O, bütün varlık ve hâdiselere kuşatan bir nazarla baktığı aynı anda fertlere de tek tek nazar eder; onların ferdî istek ve ihtiyaçlarına, şahsî dua ve niyazlarına da cevap verir; bazılarını ziyade nimetlerle şereflendirir. Dolayısıyla, bu mânâda bir himmete mazhariyet bütün kulların ilk hedefi olmalı ve mü’minler sürekli,
niyazıyla oturup kalkmalı, asıl himmeti Cenâb-ı Hak’tan beklemelidirler.
Dipnotlar
- 1 M. F. Gülen, Kırık Mızrap s.344 (Gönlümüzü Abâd Et).