Çinliler de büyüyle yakından ilgileniyorlardı. Haddizatında, eskiden iyi-kötü bütün ilimler, hep uzak doğudan geliyordu. Bundan dolayıdır ki, Peygamber Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) “İlim Çin’de bile olsa gidip alın!”1 sözünü sadece ilim iştiyakına ve araştırma aşkına bağlamak doğru değildir. Gerçi, bazı muhaddisler, bu sözün, Efendimiz’e isnat edilen “uydurma” bir beyan olduğunu ve senet zincirindeki kırılmalardan dolayı hadis kabul edilemeyeceğini vurgulamışlardır. Fakat “Bu zayıf bir hadistir.” diyenler de olmuştur.2 Şayet, bu ifadeyi hadis kabul edersek, şöyle düşünebiliriz: Allah Resûlü daha uzak bir yeri de işaret edebilirdi; fakat Çin’i nazara vermişti. Demek ki, belli bir dönemde eski dünya itibarıyla Çin’de ilim çok gelişmişti. İlmin gelişmesinin yanı sıra efsanevî şeylere olan ilgi de artmış; sihir de yaygınlaşmıştı.
Dinler tarihine göre, tenasüh eski Mısır halkının “Hermes”ine dayanmaktadır ve Pisagor (Pythagoras) vasıtasıyla kadîm Yunan’a götürülmüştür. Pisagor, ruha dair bazı düşünceleri Mısır’dan İyonya’ya taşırken, görünmez kuvvetlere hükmetme düşüncesini de taşımış, zamanla Yunan-Roma medeniyetinde de, Şark’ta olduğu gibi, büyücülük ve falcılık rağbet bulmuştu.
Hârut ve Mârut
Resûl-i Ekrem Efendimiz’in muasırı olan Yahudiler arasında da büyü çok yaygın idi. Onlar Hazreti Süleyman’ın –hâşâ– büyük bir sihirbaz olduğunu, hükümdarlığı sihir ile elde ettiğini, ins ü cinne de yine büyü ile hükmettiğini söylüyor; aynı yolla hem çok güçlü hâle gelebileceklerini hem de başka kavimlerin içine korku salacaklarını düşünüyorlardı. Kur’ân-ı Kerim, Hazreti Süleyman’ın bir peygamber olduğunu bildirince, onlar –hâşâ– “Muhammed, Süleyman’ı peygamber sanıyor, hâlbuki o bir büyücüdür.” demişlerdi. Cenâb-ı Hak, Bakara sûre-i celîlesinin 102. âyet-i kerimesiyle onların bu iddialarına cevap vermiş ve şöyle buyurmuştu:
Dipnotlar
- 1 Bkz.: el-Bezzâr, el-Müsned 1/175; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 2/253.
- 2 Bkz.: el-Bezzâr, el-Müsned 1/175; el-Beyhakî, Şuabü’l-îmân 2/253.