İçeriğe geç

İman nuruyla aydınlanamamış bir tâli’sizin gönlünü ise, kin, nefret ve düşmanlık duyguları istila eder. Üstad Hazretleri’nin ifadesiyle, küfür karanlığındaki bir insan, kâinatı umumî matemhâne, mevcûdatı da birbirine yabancı ve düşman varlıklar olarak görür. O, her şeyi birbirine hasım zannettiğinden dolayı, kendisi için de çeşit çeşit düşmanlar icat eder; bir savaş meydanında ve hasımlar arasındaymışçasına tedirgin yaşar ve hemen her şeye karşı teyakkuza geçer.1 Dolayısıyla, imandan nasipsiz insanlar, pek çoğu itibarıyla, sürekli paranoya yaşarlar. İçlerindeki endişe ve korku sebebiyle samimi olmayan tavırlara girer, ikiyüzlülük yapar; kalblerinde kin ve düşmanlık kaynadığı hâlde birer sevgi kahramanı gibi davranırlar. Sözlerine kendileri de inanmadıkları hâlde, iyilikten, yardımseverlikten ve ıslahtan öyle bahsederler ki, ağızlarından bal damlıyor gibi bir görüntü sergilerler. Sözlerinin inandırıcılığını artırmak için de samimiyetlerine Allah’ı şahit gösterirler. Kur’ân-ı Kerim, bu tür münafıkları anlatırken, “İnsanlardan öylesi vardır ki, dünya hayatına dair sözleri senin hoşuna gider. Üstelik sözünün özüne uyduğuna Allah’ı da şahit gösterir. Hâlbuki gerçekte o, düşmanların en yamanıdır.”2 buyurmakta ve onları أَلَدُّ الْخِصَامِ olarak tavsif etmektedir.

En Amansız Düşman

2