Ayrıca, muhatabımız kâfir bile olsa, ona veryansın etme, sınır tanımadan saldırma ve acımasızca sövüp sayma bir ibadet ve fazilet değildir. Peygamber Efendimiz, kendisine sürekli hakaret eden ve hep saygısızlıkta bulunan Ebû Cehil hakkında bile kötü söz söylemeyi tavsiye etmemiş; meselâ, “Ebû Cehil’e on defa lânet okursanız, benim şefaatimi haketmiş olursunuz!” gibi bir söz söylememiştir. Yani, Peygamber’e hakaret eden ve saygısız davranan insanlara bile lânet okumak ve gidip her yerde onların kötülüğünü anlatmak gibi bir ibadet olduğuna dair dinde herhangi bir kayıt göstermek mümkün değildir. Bir insan selim kalb taşıyorsa, çirkin sözler ne maksatla söylenirse söylensin onun ruhunda yara yapar. İnanmış bir gönül, fenalık hangi zaviyeden gelirse gelsin, kötü duygu ve tutkular hangi enstrümanla seslendirilirse seslendirilsin onlardan rahatsız olur ve o türlü şeylere karşı hep kapalı kalır. Kur’ân-ı Kerim’in talim ettiği ahlâk çerçevesi içinde Resûl-i Ekrem Efendimiz öyle davranmıştır. Ebû Cehil öldüğü zaman, bir rivayete göre, sadece “Bu ümmetin firavunu öldü.”16 demiş ama Mekke’nin fethinden bir müddet sonra Müslüman olan Ebû Cehil’in oğlu Hazreti İkrime’nin de bulunduğu bir mecliste, Ebû Cehil aleyhinde bazı sözler söylenince, “Babalarını kınamak ve haklarında kötü söz söylemek suretiyle çocuklarını rencide etmeyin!”17 buyurmuştur. Peygamber Efendimiz bu beyanıyla, hem mü’minlere lüzumsuz sözler sarfetmemeleri tembihinde bulunmuş hem de yanında babasına hakaret etmek suretiyle oğuldaki cibilli duyguları harekete geçirmemeleri hususunda ashabını ikaz etmiştir.
Dipnotlar
- 16 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 1/403, 444; en-Nesâî, es-Sünenü’l-kübrâ 3/488.
- 17 İbn Asâkir, Târîhu Dimaşk 41/55-56.