İçeriğe geç

Hadiste geçen رَغِمَ أَنْفُهُ ifadesi bir idyumdur, dilin kendi yapısına has bir deyimdir ve Türkçe’de onu net ve tam olarak karşılayacak bir kelime yoktur. Belki, “Burnu yere sürtülsün, canı çıkası, kahrolası” gibi mânâlara gelmektedir. Evet, Efendimiz buyuruyor ki: Biri, anne ve babasını idrak etti, yetişti onlara ama, onlara karşı vazife ve sorumluluğunu yerine getirmek suretiyle Cennet’e girme gibi bir fırsatı değerlendiremedi; ikincisi, ben anıldım, cimrilik yaptı, bana salât ü selâm getirmedi; üçüncüsü, Ramazan-ı Şerif’i idrak etti, Cenâb-ı Hakk’ın gufrân ayında gufrâna mazhar olamadı. İşte, bu üç kişi ya da onlarla aynı vasıfları paylaşan kimseler Cebrail’in (aleyhisselâm) dilinden “Burunları yere sürtülsün, uzak olsunlar, canları çıksın” itabına uğruyorlar.

Bu üç meselenin faslı müştereki şudur: Cenâb-ı Hak bir kısım külfet ve zorluk da ifade eden bu üç sorumluluğu yüklüyor. Fakat, onlardaki esas, ilâhî hikmet ve gaye kulun gufrâna mazhar olması, affedilmesidir. Ne var ki kul, oradaki o vazifeyi, o sorumluluğu yerine getirmediği için öyle bir nimetten tam istifade edemiyor. Yani, nasıl Üstad Hazretleri diyor: “İhsân-ı ilâhî olarak bu hizmet üzerimize yüklenmiş.”2 Öyle de, ihsân-ı ilâhî olarak insan anne ve babasını idrak etmiş; ihsân-ı ilâhî olarak nâm-ı Celîl-i Muhammedî onun yanında yâd edilmiş ve ihsân-ı ilâhî olarak Ramazan-ı Şerif’e erişmiş. Fakat bu nimetlerin, bu ihsanların kadrini bilememiş. Oysaki bunlar, ibadet ü tâate paçanın tam sıvanacağı, Allah’tan sonra anne-babaya itaate paçanın tam sıvanacağı, Peygambere karşı kadirşinaslık vazifesi adına paçanın tam sıvanacağı… Fırsatlar gelmişken kapısının önüne kadar, o fırsatları değerlendirmemiş, dolayısıyla da “burnu yere sürtülsün, yazıklar olsun” itabını hak ediyor.

120