Allah Resûlü, “Nice saçı başı dağınık, elbisesi eski, kendisine ehemmiyet verilmeyen ve kapı kapı kovulan insanlar vardır ki, bir meselede Allah’a kasem etseler, Allah onları yeminlerinde yalancı çıkarmaz. Berâ b. Malik de bunlardandır.”10 buyurmuştur. İşte, esas olan budur; kalb derinliği, vicdan genişliği ve himmet yüceliği ile beraber sığ görünmek, düz bir mü’min edasıyla hareket etmek ama görünenden daha derin olmaktır. Allah’a itimat ederek, büyük şeylere talip olmak ve büyük şeylerin arkasına düşmek ama kendini küçük görmek, küçük göstermek ve insanlardan bir insan olmak; hatta onların en küçüğü olduğuna inanmaktır. Belli olma ve bilinme duygusu kalbde barındırılmaması gereken bir duygudur; o, tavır, davranış ve görüntüyü kalbinin önüne geçirme demektir. Oysaki, inanan bir insan, kalb derinliğinin insanı olma mecburiyetindedir. O, görüntüsünden daha engin olmalı ve olduğunun altında görünmeli ve hatta ümitsizliğe düşmemek kaydıyla çok aşağılarda bulunduğuna inanmalıdır.
Hâsılı, azamî takva, azamî zühd, azamî ihlâs ve azamî vilâyet ile düz bir kul olma arasında bir zıtlık olmadığı gibi, bilakis bunlar birbirinin sebep ve neticeleridir. Müttaki, zâhid, muhlis ve veli bir insan, “görünme” değil “olma” insanıdır. O, kalbî hayatı itibarıyla önde, tavır ve davranışları açısından ise, iki adım geridedir. O, görüntüsünün önünü kesmiş ama kalbine yol vermiştir. Günümüzün mefkûre kahramanları da kalb balanslarını bu ufka göre ayarlamalı, “görünme”yi terk edip “olma”ya yürümelidirler.
Dipnotlar
- 10 Tirmizî, menâkıb 54; Ebû Ya’lâ, el-Müsned 7/66; el-Hâkim, el-Müstedrek 3/331.