İçeriğe geç

Müsaadenizle, son bir hususu daha hatırlatmak istiyorum: Cinayeti kim kime karşı işlemiş olursa olsun o cinayettir. Ve cinayetin her türlüsü mel’undur. İşlenen suç ne olursa olsun, fertler ceza veremezler; cezayı devlet verir. Devletin mahkemeleri vardır. Cezalandırma onların vazifesidir. Dolayısıyla, bir mü’min hiçbir cinayete karşı tasvipkar bir tavra giremez. Herhangi bir cinayet karşısında kat’iyen yumuşak duramaz. Öldürülen insan Müslümanlığa ters sözler söylemiş olabilir; zamanında dilini çok uzatmış, ona-buna saldırmış, kötülükler yapmış olabilir. Bunların hiçbiri işlenen cinayeti haklı ve kabullenilir kılmaz. Medenilere galebe ikna iledir. Hukuk sistemini işlettirerek o türlü insanların seslerini kesmenin imkân ve ihtimali vardır. Dolayısıyla, bir Müslümanın o türlü suikastlere teşebbüs etmesi şöyle dursun, kalben taraftar olması bile düşünülemez. Kimsenin, “Falan din düşmanı, iman düşmanı, İslâm düşmanı, Kur’ân düşmanı öldürüldü, zaten buna müstehaktı, iyi de oldu!” falan demeye hakkı yoktur ve bir cinayet karşısındaki bu tavır mü’mince bir tavır değildir. O türlü düşmanlıklara karşı söylenecek bir söz varsa, o ahirette söylenecektir; Allah Teâlâ, dine, imana düşmanlık yapanları Cehenneme koyacaktır. Dindarları da Cennetle mükâfatlandıracaktır. İşte o zaman, küfürde inad edenler hakkında “müstehak oldu” denebilecektir.

236