İçeriğe geç

Dua ederken yaşadığım bir ruh hâletimi sizinle paylaşmak istiyorum. Her duada “İnsanlığın İftihar Tablosu”na salât u selâm okuyorum. Ardından ya ismen teker teker hepsini zikrederek veya وَعَلٰى إِخْوَانِه۪ مِنَ النَّبِيِّينَ وَالْمُرْسَلِينَ وَعَلَى الْمَلٰئِكَةِ الْمُقَرَّبِينَ وَعَلٰى عِبَادِكَ الصَّالِحِينَمِنْ أَهْلِ السَّمَاوَاتِ وَأَهْلِ الْأَرَضِينَ diyerek diğer peygamberleri de duama katıyorum. Aksi hâlde Hz. Âdem, Hz. Nuh ve diğerleri sanki bana küsmüşler gibi bir ruh hâleti içine giriyorum.

Aynı ruh hâleti vefatlarından sonra Cenâb-ı Hakk’ın izni ve inayetiyle tasarruf sahibi olduğuna inanılan zâtlar için de geçerli. Onun için Abdülkadir Geylanî, eş-Şeyh Hasan el-Harakânî, eş-Şeyhü’l-Harrânî, Akil el-Mübencî’yi anıyorum ve tabi ki Bediüzzaman, İmam Rabbanî, Muhammed Bahaeddin Nakşibendî, Hasan Şazelî, Ahmet Bedevî, Ahmet Rufâî… hepsini tek tek sayıyorum.

Biliyorum, bunların hiçbirinin benim duama ihtiyaçları yok. Ama içimden öyle geliyor ki; “Neden senin intisabın bu kadar zayıf?” diyecekler. Evet, münasebeti kavi tutmak ve bunların Allah nezdinde –inşaallah– iltimaslarının ilâhî rahmeti ihtizaza getireceğine inanmak lazım.

***

Büyük zâtlara iltica edip, onları vesile kılıp Allah’tan bir şeyler isterken çok dikkatli olmak ve söylenecek sözleri çok iyi seçmek gerek. “Evliya-i kiram hakkı için, hürmeti için” türünden şeylerle asıl maksat ve meramımızı Allah’tan istemeliyiz. Aksi hâlde o büyük zâtları rencide etmenin ötesinde –Allah korusun– farkında olmadan şirk deryalarına yelken açabiliriz.

Dua Heyecanı

29