Şimdi aklî, mantıkî delillerle gerek Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), gerekse diğer enbiyâ-i izâmın konumunu zihnimizde ve hayatımızda bir kere daha belirlemek ve yerlerini tahkim etmek zorundayız. Zira, bu mevzuda yaşanan düşünce ve inanç kaymaları hep bu tahkimsizlikten kaynaklanmaktadır. Üstad’ın Reşhalar’da anlattığı gibi anlama ve anlatma bir ölçü olabilir bu konuda. O Reşhalar’dan her biri birer Risale’ye mevzu teşkil edecek kadar geniştir. Ne kadar arzu ederdim eli kalem tutan arkadaşlar o Reşhalar üzerinde doktora çalışması yapsalar.
Evet, Efendimiz büyük bir peygamberdir, “Ruh-u Seyyidi’l-Enâm”dır. Tasavvufî ifadesiyle “Taayyün-i evvel”in kahramanıdır. لَوْلَاكَ لَمَا خَلَقْتُ الْأَفْلَاكَ“Sen olmasaydın, şu âlemleri yaratmazdım.”2 kutsî hadisinin mazharıdır O. Bu hadis, hadis kriterleri açısından sahih olmasa bile mânâ itibarıyla doğru; doğru, çünkü o “Muarrif” olmasaydı, bu âlemlerden de, bu kitaptan da hiç kimse bir şey anlamayacaktı. O halde bu hadisin mânâsı şudur: “Ey Resûlüm! Bu kitapların okunması da, mânâlarının şerhi de senin sayende oldu. Öyleyse sen elindeki Kur’ân’la her şeyin kavl-i şârihi, tefsir-i vâzıhısın.” Eskilerin ifadesiyle “ille-i gâiye”sin.
Öyleyse, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) –hâşâ– sıradan bir postacı, bir müvezzi değildir. O yerde durup göklerle irtibat kuran, bizim hiçbir zaman münasebet kuramayacağımız âlemlerle münasebet kuran, burada otururken Allah’ın konuşmasını duyan bir insandır; farklı hususiyetleri, farklı donanımları olan biridir. Zaten o farklı donanımları olmasa Allah’tan emir alamaz, yatağından kalkıp göklerde dolaşamaz ve miraç yapamazdı.
Dipnotlar
- 2 Aliyyülkârî, el-Esrâru’l-merfûa s.385; el-Aclûnî, Keşfü’l-hafâ 2/214.