Büyük zatlardan birisi Allah’a şükürle ilgili şu mülâhazalarını dile getirir: “Ya Rabbi, Sana şükrümü nasıl eda edebilirim ki! Senin beni şükretmeye muvaffak kılman bile ayrıca bir nimet olması dolayısıyla bir şükür ister. Benim yaptığım her bir şükre de şükretmem gerekir. Ömür boyu hiç durmadan Sana şükretsem yine de Senin ihsan ettiğin nimet ve lütufların şükrünü eda edemem.” Meseleyi Sadî’nin Gülistan’ındaki ifadesiyle de ele alabiliriz: O, “Her bir nefes için iki şükür gerekir.” diyor. Zira insan nefes alamasa öleceği gibi, aldığı nefesi veremediği takdirde de ölür. Allah, bir nefes alıp vermede bile insana iki defa hayat bahşediyor. İnsanoğlu kendisine küçücük bir iyilikte bulunan kimselere bile teşekkür etmeyi borç bildiğine göre, onu baştan aşağı nimetler içinde yüzdüren Rabbisine karşı acaba nasıl şükretmelidir? Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) bu meselenin şuurunda olduğu için “Emredildiğin gibi dosdoğru ol!” âyeti karşısında iki büklüm oluyordu.
İstikametin Ölçüsü
Allah Resûlü’ne ittiba eden ve O’nun arkasında saf bağlayan mü’minlere düşen vazife de bu anlayışı yakalamaya çalışmak olmalıdır. Onlar birer “hel min mezid” (daha yok mu?) ferdi olarak yaptıkları kulluğu hiçbir zaman yeterli görmemeli ve sürekli çıtayı yükseltmeye çalışmalıdırlar ki istikameti yakalayabilsinler. Zira Allah Teâlâ istikamet üzere olan kullarına şu müjdeyi vermiştir:وَأَنْ لَوْ اِسْتَقَامُوا عَلَى الطَّرِيقَةِ لَأَسْقَيْنَاهُمْ مَاءً غَدَقًا “Eğer onlar, Allah’ın yolunda dosdoğru yürüselerdi, onlara bol yağmur verir, rızıklarını bollaştırırdık.”89 Âyetin mealini biraz daha açarak şöyle diyebiliriz: “Eğer siz istikametin peşinde olur, istikameti takip eder ve istikamet içinde olursanız, Ben de sizi nimetlere gark ederim.”