Eğer siz, Abdülkadir el-Geylanî, Mevlâna Halid el-Bağdadî, Şâh-ı Nakşibend gibi bir kıvama sahip değilseniz “falancı”, “filancı” olma gibi mülâhazalar sizin için potansiyel çok ciddi birer tehlike demektir. Hatta dikkatli olunmadığı takdirde bunlar, kişi için öldürücü birer zehir hâline gelebilir. Büyük zatlar bu türlü hatalara düşmeseler bile, yapılan hizmetleri bir kısım aidiyet mülâhazalarına bağlı götürmek, bizim gibi avamdan insanları çok farklı vartalar içine atabilir. Bu tehlikeden salim kalabilmenin yolu ise herhangi bir yolda yürüyen veya herhangi bir sisteme bağlı kalan insanların herkese aynı ölçüde bağrını açabilmesi, herkesi eşit seviyede sevebilmesi ve herkesin yapmış olduğu güzel işleri takdir edebilmesidir.
Fakat bence yine de en emniyetli ve en selametli yol, isimsiz müsemma olabilmektir. Keşke yaptığımız hizmetleri böyle götürebilseydik de insanlar “falana” “filana” takılarak yapılan hizmetlere karşı mesafeli durmasalardı. Esasında işin hakikatine uygun olan anlayış da budur. Zira hizmet adına yapılan bütün güzel işleri ne falan ne de filan yaptı; bütün bunları plânlayan, yapan, yaratan Allah’tır. O, bu kaderî plân ve projeyi uygulamak üzere bazı kimseleri figüran olarak seçmiştir. Bu açıdan hiç kimsenin bu güzelliklere sahip çıkmaya hakkı yoktur.