İçeriğe geç

Bunların içinde en önemlisi de insanlarla Allah arasındaki engelleri bertaraf ederek, kalblerin Allah’la buluşmasını sağlama ve onlara uhrevî hayatlarını kazandırmadır. Hakka dilbeste olmuş ve kendisini i’lâ-i kelimetullah vazifesine adamış insanların yol bilmezlere, yolda kalmışlara, şehrahta yürüyeceği yerde patikada emekleyenlere el uzatması gerekir. Gönüllerin Allah’la buluşmasını engelleyen ve zihinlerin ahireti düşünmesine mâni olan önemli engellerden birisi dünyevî sıkıntılar olduğu için, bunların bertaraf edilmesi adına ortaya konulan ceht ve gayretler de bir yönüyle bunun zımnında değerlendirilebilir. İnsanların maddî-manevî ihtiyaçlarının giderilmesi, onları, basit ve bayağı şeylerle meşgul olmaktan kurtaracak ve onların Allah’a yaklaşmaları adına önemli bir köprü olacaktır. Zor ve sıkıntılı durumdaki insanlara sunulan destekler onların Allah yoluna çağrıya icabetlerini kolaylaştıracaktır.

Esasen maddî ve manevî yardımın birlikte sunulması, enbiya-i izamın mesleğidir. Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayat-ı seniyyelerine göz atacak olursak bunun pek çok örneğini bulabiliriz. O, Cenâb-ı Hakk’ın muazzez ve mükerrem bir memuru olarak hayatı boyunca insanların yardımına koşmuş, sürekli muhtaçları görüp gözetmiştir. Öyle ki, kendisine uzatılan hiçbir eli boş çevirmemiş; olduğu zaman vermiş, olmadığında da vermeyi vaat etmiştir. Aynı zamanda O (sallallâhu aleyhi ve sellem), kalblerle Allah arasındaki engelleri gidererek insanları Allah’a kavuşturma ve Allah’la buluşturma adına yapılması gerekli olan her şeyi kusursuz yerine getirmiştir. Nitekim Veda Hutbesi’nde üç defa, أَلاَ هَلْ بَلَّغْتُ“Tebliğ ettim mi?” diye sorduğunda oradaki mahşerî kalabalık hep bir ağızdan âdeta bir koro gibi “evet” cevabını vermişlerdir. O da, “Allah’ım şahit ol!” buyurmuştur.

24