İçeriğe geç

Şiiri, şairlere ait bir kısım solmayan çiçekler ve bu çiçeklerin çevreye saldıkları kokular şeklinde yorumlamak da mümkündür. Toprağı temiz, suyu duru, tohumu da belli olduktan sonra bu çiçeklerin renk ve kokusuna doyulmaz..!

* * *

Anlamadan söyleyen, söylemeyip de anlayan şairlerin sayısı hiç de az değildir. Birincilerin lâf u güzâfına bedel, ikincilerin şairâne bakış ve düşünüşleri, kelime ve cümlelere ihtiyaç duyulmadan dahi insana çok şey fısıldar.

* * *

Şiiri, sadece mevzûn söz şeklinde anlamak yanlıştır. Ruhu cezbeden, mazmûnu ve ifâdesi gönüllerde hayret ve hayranlık uyaran nice mensûr sözler vardır ki, her biri başlı başına âdeta birer şiir âbidesidir.

* * *

Her san’at dalı gibi şiir de netice itibarıyla nâmütenâhiyle sarmaş dolaş değilse kısır ve sönüktür. Sonsuz güzelliklere meftûn insan ruhu, sonsuza tutkun insan gönlü, ebedden ve ebedîlikten başka hiçbir şeyle tatmin olmayan insan vicdanı san’atkâra, hep öteleri kurcalamayı fısıldamaktadır. Kalb, ruh ve vicdanından yükselen bu inilti ve iştiyakları hissetmeyen san’atkâr, bütün bir hayat boyu eşyanın dış yüzünü taklitle uğraşır durur da, bir kerecik olsun bu tenteneli perdenin ötesini görmeye muvaffak olamaz.

* * *

Bir nazımda; şekil mânâya, mânâ da şekle feda edilmediği, aksine her iki cephe de ruh ve ceset münasebeti içinde ele alınabildiği takdirde, her vicdânın sevip tabiî bulacağı bir âhenge ulaşır o şiir. Ve artık böyle bir şiir hakkında hayalin teklif edeceği herhangi bir yeni motif de söz konusu değildir.

* * *

264