İçeriğe geç
261. Bölüm

Şiir

Şiir, kâinatın ruhunda saklı bulunan güzellik ve tenâsübün, varlığın çehresindeki tebessüm ve dil-rübâ keyfiyetin şiire açık ruhlarda bir nağme hâline gelmesidir. Bu yüksek ruhlar arasında öyleleri vardır ki, onların kalbleri âdeta birer hokka, Ruhu’l- Kudüs’ün solukları da onun mürekkebidir.

* * *

Şiir, öteleri kurcalama yolunda duyulan “hay-hû”yun veya bu uğurdaki cehdin, iniltilerin; ondaki ses ve sözler ise, yaşanılan ruh hâleti ve iç derinliğinin, şairin düşünce ve istidadı ölçüsünde bir resmidir. Bu itibârla da, şiire ait her ses ve söz, ancak dile geldiği andaki ruh hâletiyle tam kavranabilir.

* * *

Şiir, şairin bakış ve duyuşuna tesir edecek inanç, kültür ve düşünce tarzlarına göre doğar ve şekillenir. Ne var ki, onu derinleştirip idrak üstü seviyeye ulaştıran en güçlü kaynak da yalnız ilhamdır. İlhamla coşan bir gönülde zerre güneş, damla da derya olur.

* * *

Şiirde, akıl ve düşüncenin rolü ne kadar büyük olursa olsun, insan gönlünün o konudaki tesiri her şeyin önündedir. Bir de akıl, mantık derken, gönülde yeşeren bu düşünceler, hayalle kanatlanınca, gider Sonsuz’un kapılarını zorlar ve uhrevî birer nağme hâline gelir.

* * *

Şiir, hâl-i hazırı aydınlatan bir şule, ilerilere ışıklar salan bir projektör ve öteler kaynaklı bir aşk ve heyecan bestesidir. Gerçek şiirin ikliminde gözler aydınlığa erer, uzaklar yakın olur, ruhlar da sönmeyen bir azm ve şevke ulaşır.

* * *

262