3. Ömürlerini kalb ve ruhun zirvelerinde sürdüren haslar üstü haslara gelince, bunların Hak’la irtibatları özel bir mevhibe ve teveccüh eseri olarak latîfe-i rabbâniye ve sır rasathanesiyledir. Hz. Musa’da söz konusu olmasa da, hiss-i zâhirin hicab teşkil ettiği kimseler لَنْ تَرٰين۪ي8 ile mahcûb u mukayyettirler; hiss-i bâtınıyla kanatlanmış ervah-ı neyyire ashabı ise سَتَرَوْنَ…9 bişaretiyle mübeşşerdirler.
Şimdi isterseniz bu önemli konuyu da yine Bediüzzaman’ın veciz bir mütalâasıyla hulâsa edip noktalayalım:
İyiyi kötüden ayırt edip iyilikten lezzet ve inşirah duyan, kötülüklerden de muzdarip ve mükedder olan vicdan dediğimiz fıtrat-ı zîşuurun, latîfe-i rabbâniye, irade, zihin ve his gibi dört ana unsuru vardır ki, bunlar aynı zamanda ruhun da hâssaları sayılırlar. Değişik vazife ve fonksiyonlarının yanında bunlardan her birerlerinin bir de gâyetü’l-gâyâtı vardır: İradenin ibadetullah, zihnin mârifetullah, hissin muhabbetullah, latîfe-i rabbâniyenin de müşâhedetullahtır.. ve takva denilen ibadet-i kâmile de işte bu dört hususu tazammun etmektedir ki, şer’-i şerif bunları hem tenmiye hem tehzîb hem de gâyetü’l-gâyâta sevk etmektedir.10
Dipnotlar
- 8A’râf sûresi, 7/143.
- 9Buhârî, mevâkît 16, 26, tefsîru sûre (50) 2, tevhîd 24; Müslim, mesâcid 211.
- 10Bediüzzaman, Hutbe-i Şâmiye s.181 (İkinci Zeyl, İkinci Kısım).