2. İnsanlarda nisbî bir kudret ve irade farzetmekle beraber, bu sıfatların kat’iyen müessir olmadığını, sadece herhangi bir işe temayül gösterildiğinde bir kudret ve istitâat (istitâat maa’l-fiil) hâsıl olduğunu iddia edenlerin mütalâası sayılan “cebr-i mutavassıt” akımı;
3. İnsanı, mutlak mânâda kendi iradesi ve kendi ihtiyârıyla hareket ediyor gören ve “Kul fiilinin hâlıkıdır.” diyen, dolayısıyla da ef’âl-i beşeriyenin Allah tarafından kullara havale edilmiş olduğunu söyleyen “mutlak tefviz” hareketi;
4. Cebr-i mutlaka da, tefviz-i mutlaka da “hayır” deyip; insanın kâsib –ki لَهَا مَا كَسَبَتْ وَعَلَيهَا مَا اكْتَسَبَتْ“Herkesin kazandığı iyilik kendi lehine, işlediği fenalık da onun aleyhinedir.”4 bunu açık seçik ifade eder– Cenâb-ı Hakk’ın da Hâlık olduğunu söyleyen Matürîdî medresesi.
Evet, insanda cüz-i ihtiyârî unvanıyla, bir kesb, bir meyil veya o meyilde bir tasarruf söz konusudur ki, Cenâb-ı Hak, yaratacağı şeyleri, şart-ı âdî planında –O, buna da mecbur değildir– hep böyle bir kesb, meyil veya ondaki tasarrufa göre yaratmaktadır diyen, tefviz-i mutavassıt erbabı kabul edilen Matürîdîler..
Matürîdîler’e göre, maddî-mânevî bütün mahiyetimiz gibi, kudret ve iradelerimiz de mahluktur. Ancak iki türlü kudret olduğu gibi iki nevi de irade vardır:
1. İrade-i külliye
2. İrade-i cüz’iye
Dipnotlar
- 4Bakara sûresi, 2/286.