Ayrıca, ehlullah tarafından kutup, “kutbu’l-irşad” ve “kutbu’l-vücud” diye ayrı bir tasnife daha tâbi tutulmuştur. Bunlardan “kutbu’l-irşad”, “kutbiyet-i kübrâ” pâyesiyle nübüvvetin ruhunu, kutbu’l-vücud ise “Hâtemü’l-evliyâ” namıyla “Hâtem-i nübüvvet”in bâtınını temsil etmektedir. Her devirde birkaç kutbu’l-irşad’ın bulunabilmesine karşılık, kutbu’l-vücudun sadece bir tane olabileceği, konunun üstadlarına ait bir mülâhaza. İşte bu kutup, hangi melek-i mukarreb ve nebiy-yi mübeccelin yörüngesinde seyahat ederse etsin veya kimin kürsi-i nişîninde bulunursa bulunsun o her zaman Hz. Kutbu’l-Enbiyâ (aleyhi ekmelüttehâyâ) Efendimiz’in ziya-i vücuduna ve imdâd-ı ruhanîsine müteveccihtir.
Bazıları, Hz. Âdem’den bu yana gelip geçen kutbu’l-vücudların isimlerini tasrih etmişler ise de, bu mülâhaza fazla hüsnükabul görmemiştir. Ekseriyetin ittifak ettiği bir husus varsa, o da, hangi devirde olursa olsun kutbu’l-vücudun “Abdullah” ve “Abdulcâmi” unvanıyla yâd edilmesidir. Aslında, ebdâl, nücebâ, nukabâ, evtâd ve kutupla alâkalı bütün bu konularda Hz. Sahib-i Şeriat’tan herhangi bir şey sâdır olmamıştır. Bütün bu tasnifler keşfe, müşâhedeye dayandırılmaktadır. Bu açıdan da, çerçevenin daha geniş, daha dar ve daha farklı olabileceği ihtimalden uzak tutulmamalıdır.
Her şeyin doğrusunu Allah bilir ve bize de:
demek düşer.
Dipnotlar
- 8“Yâ Rabbenâ! Eğer unuttuk veya kasıtsız olarak yanlış yaptıysak bundan dolayı bizi sorumlu tutma.” (Bakara sûresi, 2/286); “Yâ Rabbenâ! Artık Sen bizi affet, kusurlarımızı bağışla ve hayra kilitlenmiş iyilerle birlikte bizim canımızı al.” (Âl-i İmrân sûresi, 3/193)