Bir diğer ifadeyle kesret; kaderî kalıplara göre, farklı mahiyet aynalarında ilâhî esmâ ve sıfatların değişik tecellîleri demektir. Yani bu âlemde her şey, Hazreti Vâhid ü Ehad’in vahdet tecellîlerine bağlı olarak yaratılmıştır ve bir baştan bir başa topyekün varlık, trilyonlarca aynalar olarak, aralarındaki birlik, beraberlik, uyum, âhenk, yardımlaşma, dayanışma… gibi hususiyetleri ve farklı ses, farklı nağme, farklı secâlarıyla, hep aynı mânâ ve mazmunu ifade etmektedir. Bütün eşya ve hâdiseler bu şekildeki konumlarıyla O’nun vahidiyet ve ehadiyetini ilan ettikleri gibi, mekânî olan bu şeylerin yanında zaman dahi: أَنَا الدَّهْرُ“Zaman, Benim âyine-i izafîmdir.”1 mefhumunca dehr, dihâr ve dihûr unvanlarıyla mütemâdî kesret aynalarında yine O Vâhid ü Ehad’i haykırmaktadır.
Bu itibarla da hemen her mertebede hak yolcuları, eşya üzerinde nazarlarını sürekli bu mülâhazalar çerçevesinde gezdirir ve maddî-mânevî, cismanî-ruhanî her şeyin çehresinde vahdet temâşâlarıyla Bir’i görür, Bir’i duyar, birlikle alâkalı renk, desen ve şiveyle ürperir; her nesne ve her hâdisede O’nun ilim, irade ve kudretinin âsârını müşâhede edip kendinden geçer; geçer de:
diye mırıldanır ve her an yeni bir vuslat rampasında duruyor gibi, ebediyet televvünlü bir temâşâya start verileceği heyecanıyla kendini O’nu müşâhede kapısının önünde sanır.
Dipnotlar
- 1Buhârî, tefsîru sûre (45) 1, tevhid 35; Müslim, elfâz 1-3.