Evet, o, bütün bütün kalbî ve ruhî hayat ufkuna kilitlendiğinden, artık her zaman vahidiyet tecellîleri içinde ehadiyet cilveleriyle yaşar ve bâtınî hislerinin menfezlerinden sürekli cilve-i vahdeti temâşâ eder; eder de, gayrı Vâhid ü Ehad’den başka hiçbir şey duymaz ve hiçbir şey hissetmez. Önce de ifade edildiği gibi, böyle bir ufku ihraz edince, bazen Muhît’in vüs’at ve ihtişamı, muhâtın da hakâreti, muzmahil ve mütelâşî olması karşısında, mazur görülecek bir iltibasa düşerek: “O’ndan başka bir şey görmüyorum.” veya “Sizin gördükleriniz bütünüyle vehm ü hayalden ibarettir.” diyebilir.
Aslında, bir nesnenin var veya yok farz edilmesi, biraz da, o objenin bâtınî duygularla hissedilme şekline bağlıdır. Varlık ve hâdiselerin yorumlanması, bütün bütün öteleşmiş bâtınî duyguların imbiklerinde değerlendirilince, zâhirin tesir alanı da daraldıkça daralır; hatta, hak yolcusunun, objeleri tamamen bâtına göre değerlendirmesi ölçüsünde sır ve hafî atlası itibarıyla zâhir onun gözünde bütünüyle silinir gider ve her yanda bâtının bayrağı dalgalanmaya başlar. Artık böyle birinin nazarına yer yer kesret resimleri ilişse de bunlar, hiss-i mârifetin bağrında gelişmiş ve latîfe-i rabbâniyenin hâlî ve zevkî bir buudu hâline gelmiş hiss-i vahdete söz dinletemezler. Dinletemedikleri içindir ki varlığı böyle bir ufuktan temâşâ eden bir hâl eri, zaman zaman, أَنَا الْعَبْدُ وَأَنْتَ الْحَقُّ6 diyeceğine, iç ihsaslarının tesirinde أَنَا الْحَقُّ7; سُبْحَانَ اللّٰهِ الْعَظ۪يمِ8 demesi gerektiği bir yerde de سُبْحَان۪ى مَا أَعْظَمَ شَأْن۪ي9 şeklinde iltibaslı ve muhkemât-ı şeriat nazarında hatarlı beyanlarda bulunabilir.
Dipnotlar
- 6“Ben kulum, Sen ise Hak.”
- 7“Ben Hakk’ım.” (Bkz.: el-Gazzâlî, İhyâu ulûmi’d-dîn 1/36)
- 8“Yüceler yücesi Allah’ı tenzîh ü takdîs ederim.”
- 9“Tenzîh ü takdîs ederim ki; benim şânım ne yücedir!” (Bkz.: el-Gazzâlî, el-Maksadü’l-esnâ 1/154; İbnü’l-Cevzî, Telbîsü iblîs 1/417)