2 – Tecellî-i Şuûn: Mebdei Zât’tan temeyyüz ve taayyün etmiş olup sıfatların esası sayılan “min verâi hicab” bir tecellîdir ve yaratıklardaki kabiliyet ve istidatların –Allahu a’lem– esası ve menbaı mahiyetindedir. كُلَّ يَوْمٍ هُوَ ف۪ي شَأْنٍ“O her vakit ayrı bir tecellî ile ayrı bir iştedir.”2 fehvâsınca, Cenâb-ı Zât-ı Kibriya’nın zâhir-bâtın, küllî-cüz’î, celâlî-cemalî nâmütenâhî tecellîsi vardır ve bu tecellîlere de ancak “ekall-i kalil” erbab-ı hakikat vâkıf bulunmaktadır. Tecellî-i Zât’ta olduğu gibi, tecellî-i şuûnda da Hz. Rehber-i Ekmel’in (aleyhi efdalüssalevât ve etemmütteslîmât) ziya-i hakikatine bağlı kalınmazsa, bir kısım iltibas ve iştibahlara hatta dalâlet ve inhiraflara gidilmesi mukadderdir. Düşünce tarihinde karşılaştığımız hezeyanların pek çoğunun temelinde, rehbersizlikten kaynaklanan bu kabîl iştibah ve iltibaslar vardır. Bir tasavvuf büyüğü, mir’âtiyet ve memerriyeti oldukları gibi göremeyip onları farklı mülâhazalara bağlayanları, oldukça sert, fakat yerinde bir tenbihle şöyle uyarır:
Dipnotlar
- 2Rahman sûresi, 55/29.