Tecellî-i Zât, Hazreti Zât’la alâkalı muammâ-âlûd mesâil gibi o kadar muğlaktır ki, böyle bir konunun izahı sadedinde söylenen sözler bile, hep birer iğlak örneği olarak kitaplara geçmiştir. İşte, Muhammediye sahibi Yazıcıoğlu’ndan, tecellî-i Zât’la alâkalı bir tefsir ve bir yaklaşım:
Hayali nakş hânemde musavver olalı gönlüm,
Hep ism u resmi mahvetti bu tasvîr-i misâlîden.
Menem deryâ-i tevhide çû mahv-ı mahz-ı müstağrak,
Getürsem ger n’ola güher bu deryâ-i visâlîden…
Muhyiddin İbn Arabî ise:
تَجَلّٰى لِيَ النُّورُ الْأَعَمُّ بِكُنْهِه۪
فَشَاهَدْتُ ذَاكَ النُّورَ ف۪ي كُلِّ صُورَةٍ
وَمَنْ حَلَّ بِالْبَيْتِ الْمُعَظَّمِ قَدْرُهُ
وَقِبْلَتُهُ صَارَتْ إلٰى كُلِّ وِجْهَةٍ
“Nur-u eamm (vâhidî ve celâlî tecellî) bana bütünüyle zuhur edince, onu her sima ve çehrede temâşâ eder oldum –bu izahta da bir tercih var– her kim gidip o şanı yüce Kâbe’ye girse her yön onun kıblesi olur.” diyerek, açılmazı açma adına daha hayret-âmiz şeyler söylemiştir. Aslında konuyla alâkalı, aczimizi idrak çerçevesinin dışındaki her mütalâa hayretlerimize dehşet ilâve etmekte ve ürpertilerimizi daha da artırmaktadır.
58