İçeriğe geç

3. Halvet der encümen: Zâhirde halk ile, bâtında Hak ile bulunma yerinde kullanılan bu tabir, Nakşîlerde halvete karşı bir tavır da ifade eder gibidir. Onlara göre, halvette gizli bir şöhret hissi söz konusudur. Halk içinde bulunmak ise, hem böyle gizli bir şöhrete kapalı bulunma hem de insanlara yararlı olma açısından her zaman tercih edilegelen bir tavırdır.

4. Yâd kerd: Hatırlamak demek olan bu tabir, hak yolcusunun sürekli kendi iç âlemini gözden geçirip murâkabe etmesi ve nefesini tutup, kalbinden Allah’ı zikretmesi yerinde kullanılır ki, buna kalbî zikir de diyebiliriz.

5. Bâz keşt: Zikrini bitiren sâlikin, فَإِذَا فَرَغْتَ فَانْصَبْۙ7 fehvâsınca, başka bir hayra geçme sadedinde, “Allahım, Sen benim biricik maksûdum ve rızan da yegâne matlûbumdur.” mânâsına gelen إِلٰه۪ي أَنْتَ مَقْصُود۪ي وَرِضَاكَ مَطْلُوب۪ي cümlelerini tekrar etmenin işareti gibidir.

6. Nigâh daşt: Mâsivâyı (Allah’tan gayri her şey) hatırdan geçirmemeye çalışma yerinde kullanılan bu tabir, iç murâkabeden daha öte bir mânâ ifade eder ve istidatlara göre farklı farklıdır.

7. Yâd daşt: Sâlikin, her zaman Hakk’ın kendisini gözettiği şuurunda bulunması yerinde kullanılan bu tabir, “ihsanla” anlatılmak istenen şeyin aynıdır.

8. Vukûf-u zamanî: Bir müntehînin, yaşadığı zamanın her parçasında temkin ve teyakkuz içinde bulunması ve hep basîret üzere olması mânâsınadır ki, sona doğru önemli makamlardan biri kabul edilegelmiştir.

9. Vukûf-u adedî: Sâlikin durumuna göre, mürşidin ondan, belli sayıda belli kelimeleri zikretmesini istemesi yerinde kullanılagelmiş bir tabirdir.

10. Vukûf-u kalbî: Müntehînin bütün letâifiyle Allah’a yönelip, her zaman tam bir konsantrasyon içinde bulunmasından kinaye bir tabirdir ve zirvedekilere ait bir hâli işaretlemektedir.

6