Nemrutlar, Firavunlar, Ebû Cehiller ise sürekli mucize isteyip durmuş; ama, nârın “berd ü selâm”a dönüşmesi1; üzerlerine tufanların gelmesi, her tarafı çekirge, kurbağa, haşerenin sarması, suların kan gölüne dönmesi2 ve ayın parçalanması3… gibi mucizeleri gördüklerinde de “sihir” deyip4 yine temerrütlerine devam etmişlerdi. Şüphesiz bu mucizeler sayesinde, Hz. Musa karşısındaki sihirbazlardan, Hz. Mesih’e yakın duran havârîlerden ve Peygamberimiz’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) görme şerefine eren bahtiyarlardan bir hayli iman eden de olmuştu; ama, inkârcılar da inkârlarında kararlıydılar. Ne var ki, bu türlü olağanüstü ilâhî icraat sayesinde imanı daha bir güçlenen, yakîn seviyesi yükselen ve itminanları artan insan sayısı az değildi.”
Şiblî mucizelere, onlarca sayfa ayırarak çok ciddî tahşidatta bulunduktan sonra, konuyla alâkalı değişik çevrelerden gelen itirazlara da cevaplar verir ve düşüncelerini –üslûp bize ait– şöyle hulâsa eder:
1. Mucize, peygamberlik sıfatlarını haiz, nübüvvet seciyesiyle serfiraz mümtaz bir insan vasıtasıyla yaratılan ve meydana geldiği şartlar itibarıyla esbab ve ileli idrak edilemeyen harikulâde bir hâdisedir.
2. Bu gibi vak’alar olağanüstü olsalar da imkânsız değillerdir; meydana geliş keyfiyetiyle ender görülseler de Kudreti Nâmütenâhî tarafından yer yer izhar buyurulmuş ahvâldendirler.
3. Gerçi bu tür hâdiseler, bildiğimiz tekvînî emirler gibi bir ıttırad arz etmezler; ama, o ıttırad biraz da bizim bakış ve değerlendirmelerimizle alâkalıdır. Aslında, kâinatta halk, ibdâ’, inşâ, ihyâ, imâte adına vuku bulan her şey birer mucizedir; ancak, enbiyânın eliyle ortaya konan harikaların cereyan çizgisi farklıdır.
Dipnotlar
- 1Bkz.: Enbiyâ sûresi, 21/68-69.
- 2Bkz.: A’râf sûresi, 7/133.
- 3Buhârî, menâkıb 27, menâkıbü’l-ensâr 36; Müslim, sıfâtü’l-münâfikîn 43, 47, 48.
- 4Tirmizî, tefsîru sûre (54) 5; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 4/82.