İçeriğe geç

Dünya dediğimiz bu kevn ü fesat âleminde var ve yok olmalar gibi, âyân-ı sâbite ufkunda da iradî olarak kahr u lütuf tecellîleri birbirini takip etmektedir; etmekte ve kahrdan idamlar ve lütuftan da icatlar meydana gelmektedir. Âyân-ı sâbite ve misâlî modellerdeki bu tebeddül ve tagayyür, haricî vücudla şereflendirildikten sonra da devam etmekte ve âdeta her şey sâbit ayn’lar kaynağından fışkırarak misâlî levhalar hâlini almakta, müteakiben de bu berzahî motifler, kendilerine göre farklı vücud urbaları giyerek daha değişik buudlarda âyinedarlık vazifelerini sürdürmektedirler.

Ziya-zulmet, hayır-şer, saîd-şakî hemen hepsi bu âyân-ı sâbiteden akseden misâlî levhalarda bellidirler; ancak, ziyanın ziya, zulmetin zulmet, hayrın hayır, şerrin şer, saîdin saîd, şakînin de şakî kabul edilmesi haricî vücud ve teklif altına giren varlıklarda onların bu teklif âlemindeki temayüllerine bağlanmıştır. Ortaya çıkıp teklif altına girecekleri ana kadar onlar hakkında, Allâmü’l-Guyûb’dan başkasının şudur-budur diye hüküm vermesi doğru değildir. “Mustafeyne’l-Ahyâr”ın, Cenâb-ı Hakk’ın bildirmesiyle bilmeleri ise bu konuda bir istisna teşkil etmektedir.. ve bizi bağlayan kaidelerin, kuralların üstünde cereyan eden bir hâdisedir. Hazreti Allâmü’l-Guyûb’un beyanları bazen âyân-ı sâbiteye, bazen de vücud-u haricîye taalluk ettiğinden, dikkatle bakmayanlar iki hâdiseyi birbirine karıştırabilirler. Kur’ân’ın şeytan hakkında mâkablinden kat’-ı nazar ederek: كَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ “O, kâfirlerdendi.”2 fermanı, onun sâbit ayn’lar arasındaki durumu itibarıyla; sibâkıyla irtibatı içinde اِسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ الْكَافِر۪ينَ “Kibirlendi ve kâfirlerden oldu.”3 beyanı ise, teklif âlemindeki şekâvet sebeplerinin ortaya çıkmasına göredir.

76