İçeriğe geç

Bunlardan başka az da olsa akl-ı evvel’e “beyzâ” diyenler de olmuştur. Bu isim onun gaybî olan ilmî vücud mertebesinden taayyün-ü evvel zirvesinde zuhuruna bakması açısından uygun düştüğü gibi, eşya ve hâdiselerin, onun neşrettiği nur sayesinde okunan bir kitap, temâşâ edilen iç içe meşherler hâline gelmesi itibarıyla da ona beyzâ demek gayet muvafık olsa gerek. Aslında okunmayan bir kitap, temâşâ edilmeyen bir meşher, keşfedilip ortaya çıkarılmayan hazineler bir mânâda mâdum mesabesindedirler ve yok sayılırlar. Taayyün-ü evvelle ilk zuhur ve ilk ziya ona bağlandığı gibi, bir sürü taayyünden sonra her şeyin, mükemmel bir nizam şeklinde haricî vücutla şereflendirilerek kâinat, eşya ve insan unvanıyla ortaya çıkması da yine onun bakıp görmesine, temâşâ edip değerlendirmesine emanet edilmiştir.

عَلَيْهِ صَلَوَاتُ اللّٰهِ وَسَلَامُهُ مِلْءَ السَّمٰوَاتِ وَمِلْءَ الْأَرْضِ
وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِه۪ أَجْمَع۪ينَ.
235