İçeriğe geç

Seyyid Şerif gibi bazı mutasavvıfîn ise, akl-ı evvel; hakikat-i Muhammediye, hakikat-i esmâ-i sübhaniyedir ve kâinat hakikatinin de özü, esası ve çekirdeği mesabesindedir, derler. Ona cevheriyeti itibarıyla “nefs-i vâhide” ve nuraniyeti açısından “akl-ı evvel” diyenler de olmuştur. Nesimî bu mülâhazaları kısaca şöyle ifade eder:

Cûş kıldı akl-ı küll geldi vücuda kâinat,
Kâf-nûn emrinden oldu bu cihan yekpâre mest.

Bazıları akl-ı evveli, maddeden mücerret, gayr-i mahsûs, levh u kalem unvanıyla da yâd etmişlerdir ki, hilkat vetiresinde ilklerin ilki olması itibarıyla Hz. Ruh-u Seyyidi’l-Enâm (aleyhi ekmelüttehâyâ) bir kalem; peşi peşine taayyünler silsilesinin esası olması açısından da nuranî bir levh hakikatidir. Ayrıca, bu tespitlerin hemen hepsi Efendimiz’e (aleyhissalâtü vesselâm) ait bir beyana dayandırılmakla takviye edilmek istenmiştir: Evet, aklın evveliyetiyle alâkalı O’nun: أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ الْعَقْلُ “Allah’ın ilk yarattığı, akıldır.”2 sözlerini; kalemin ilk olmasını dillendiren, أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ الْقَلَمُ“Allah’ın en önce yarattığı, kalemdir.”3 beyanlarını; ilk nur, O’nun nuru olmasını gösteren, أَوَّلُ مَا خَلَقَ اللّٰهُ نُور۪ي“Allah’ın en evvel var ettiği, benim nurumdur.”4 sözlerini de bu düşüncelerine birer esas olarak göstermişlerdir.

234