Mucize dışında Allah’ın, veli zatların elinde yarattığı bir kısım başka harikulâde hâdiseler daha vardır ki, bunlara ‘keramet’ denir ve kerametler esasen mucizeleri doğrular mahiyettedir. Bir anda çok uzun mesafeleri kat’etme (tayy-i mekân), zamanın genişlemesi, yani çok kısa bir zamana sığmayacak işleri sığdırma (bast-ı zaman), içten geçenlerin sezilip okunması ve kabirdekilerin durumlarının keşfi gibi hâdiseler.. ve ayrıca, evliyâullahın gelecekten peygamberlerinkine benzer haberler vermesi hep birer keramettir ki, peygambere, onun getirdiği dine ve onun yoluna içten bağlılığın eseri olarak, hem mutlak nübüvvetin, hem Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) nübüvvetinin, hem mucizelerinin hem de Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) getirdiği dinin hakkaniyetine bir başka delildirler.
Kitabımızın birinci cildinde de geçtiği üzere, Muhyiddin İbn Arabî’nin, Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan bir asır önce yazdığı Şeceretü’n-Numaniye’sinde Osmanlılar’ın tarih sahnesine çıkışından, Şam ve Mısır’ın fethinden, Yavuz Selim’in Şam’a girmesiyle kendi kabrinin ortaya çıkacağından, IV. Murad’ın Bağdat seferine çıkıp 41 gün içinde şehri fethedeceğinden ve Sultan Abdülaziz’in, bilek damarlarının makasla kesilerek şehit edileceğinden bahsetmesi; Bitlis’li Müştak Dede’nin 71 sene evvelinden savaşlardan sonra Hicrî 1341 tarihinde Ankara’nın başkent olacağını rümuzlu olarak bildirmesi, velilerin kerametine birer misaldir.
Her mü’minin görebileceği gelecekle alâkalı sâdık rüyalar ve hiss-i kable’l-vukû gibi hâdiseler de Allah’ın insanlara birer ikramıdır.
Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) en birinci ve en büyük mucizesi Kur’ân-ı Kerim’dir.
Şimdiye kadar anlatmaya çalıştığımız hakikatler, O’nun nübüvvetine ve sıdkına açık birer delil olduğu gibi, Kur’ân-ı Kerim de en büyük mucizesi olarak, hem O’nun nübüvvetine hem de Allah Kelâmı olduğuna apaçık bir delil ve en kuvvetli şahittir. Bu konu, ileride derinlemesine ele alınacaktır.