İçeriğe geç

Meşîet ve halk, her iki kader ve emre de taalluk eder; yani Allah, irademiz dışında kâinatta cereyan eden hâdiseleri yaratmayı da, insanların iradeleri nazara alınarak emrettiği hâdiseleri, bizzat insanların işlemeleri neticesinde yaratmayı da meşîetiyle ister ve yaratır. Şu kadar ki, bu ikinci şıkta yarattığı bazı fiillerden hoşnut olurken, bazılarından hoşnut olmaz. Meselâ, namazı emreder, yaratmayı diler ve kul iradesiyle devreye girince hoşnut olarak yaratır. Fakat, küfür ve günahı sevmez; ama insan iradesiyle o yöne yönelince de, meşîeti onlara taalluk eder ve yaratır, fakat hoşnut değildir. Bunun gibi, sözgelimi Allah (celle celâluhu) fesat ve zulmü sevmez;26 fakat insan, iradesiyle bunlara yönelip yapmaya koyulunca da, hoşnut olmamakla beraber bunları da yaratabilir. Dolayısıyla, hayrın yanında –zâhiren veya hakikaten– şer görülen şeyleri de yaratan O’dur.

Evet, bizzat gördüğümüz ve âyetlerden de anladığımız gibi, Allah (celle celâluhu) her şeyin yaratıcısıdır.27 Ama O, kendimizi dört bir yandan tam bir cebrîlik ve zorlamayla sarılmış da hissetmeyelim, sebeplerin ve irademiz dışında cereyan eden kanun ve hâdiselerin tazyik ve hücumu karşısında boğulmayalım ve irademizi hissedelim diye bize bir menfez, bir açık pencere de bırakmış ve bizi elimiz-kolumuz bağlı, ümitsiz ve mazlum olarak şu âleme fırlatıp atmamıştır. Ve düğmesine basınca dört bir yanımızı aydınlatacak bir ümit feneri veya bizi karanlıklardan aydınlığa, Serâ’dan Süreyya’ya çıkaracak asansörün düğmesi ya da koca fabrikaları çalıştıran, çarkları çevirecek ve avizeleri yakacak bir hareket düğmesi olarak bize bahşettiği bu menfez veya açık pencerenin adı, cüz’î iradedir.

227