İçeriğe geç

Kur’ân’da ve kâinatta ‘meşîet’i çok açık şekilde görür ve hissederiz. Kur’ân’da en çok geçen kelimelerden biri ‘şâe’ (56 defa) ve muzari şekliyle ‘Yeşâü’dür (116 defa).16 Bu kelimelerle ifade edilen ‘doğrudan dileme’ olduğu gibi, yaratılışa ait bütün safhaların da, O’nun meşîeti neticesinde tezahür ettiği gayet vâzıh bir biçimde beyan edilir. İleride yapmak istediğimiz bir iş için kullanmamız gereken ‘İnşâallah’17 ibaresi de, “Allah dilerse” demektir.

Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, Kur’ân’da ‘meşîet’le ilgili olarak geçen âyetlerin sayısı pek çoktur; meselâ:

“Dilediğini yapandır.”18

“Yerlerin, göklerin mülkü ve aralarında bulunan her şey Allah’a aittir; O, dilediğini yaratır.”19

“De ki: Ey mülkün sahibi Allah’ım, Sen dilediğine mülkü verirsin, dilediğinden mülkü alırsın, dilediğini aziz edersin, dilediğini zelil edersin.”20

“Dilediğine azap eder, dilediğine merhamet eder.”21

“O dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirir.”22

“Allah dilemedikçe, siz dileyemezsiniz.”23

Görüldüğü gibi meşîet, insan hayatını çepeçevre kuşatmakta ve hayatın bütün cephe ve safhalarında kendini hissettirmektedir. Ayrıca, bütün peygamberlerin beyanlarında ve Kur’ân’ın ifadelerinde müşâhede edilen de hep aynı hakikattir. Kâinat kitabında okuduğumuz ifadeler ve her bir insanın âfâk ve enfüste, yani kâinatta ve kendi nefsinde bulduğu mânâlar da bundan farklı değildir. Aşağıda ele alacağımız üzere, nasıl güneşin doğup batmasına müdahale edemiyorsak, aynı şekilde kalb atışlarımıza, göz kapaklarımızın hareketlerine de müdahale edememekteyiz. Birinci bölümde ele aldığımız imkân, hudûs, intizam, hikmet, gaye ve sanat delilleri, hep omuz omuza verip, bize aynı meşîet ve iradeyi göstermektedir.

223