İnsanların boyunlarına takılan kitapla, Kirâmen Kâtibîn meleklerinin yazdıkları kitap arasında fark yoktur. Levh-i Mahfuz’daki Ana Kitab’ın bir nüshası olan insanın boynundaki bu kitabın11 veya nüshanın haricî bir vücudu ve hüviyeti olmayıp, sadece görülmeyen ilmî bir vücudu vardır. Dünya hayatında insan iradesi devreye girer ve onun dışta ağırlığı ve hüviyeti olan davranışlarını bir kitap hâlinde yazarlar. Bu şekilde, insanın ileriye gönderdiği de, geride bıraktığı da hiç bırakılmadan bir bir yazılır.12
İşte bu iki kitap birbiriyle karşılaştırıldığında, aralarında hiçbir tenakuz olmayıp, tam bir denklik ve benzerlik bulunduğu görülür. Melekler, “Bizim yazdıklarımız bunlar yâ Rabbi.” diyecek olsalar, Cenâb-ı Allah da “Ben de şunları yazmıştım.” diye karşılık verecek; Ramazanda hafızların okudukları Kur’ân ile takip edenlerin aynı şeyleri görmesi gibi, Allah’ın (celle celâluhu) Levh-i Mahfuz’dan yazdığı ilmî vücudu olan kitapla, meleklerin insanın davranışlarını kaydettikleri ‘fiilî’ kitap arasındaki mutabakat müşâhede olunacaktır. Bu da, insanın sergüzeşt-i hayatına ait her şeyin önceden Levh-i Mahfuz’da tespit edilmiş olduğunu göstermektedir. Fakat, kader mevzuunun şu önemli noktası çok iyi kavranmalıdır: İnsan, Levh-i Mahfuz’da önceden tespit edilip yazıldığı için öyle davranmaz; bilakis, dünya hayatında iradesini kullanarak neler yapacağı önceden bilinir ve yazılır. Bunu, net ifadelerle birkaç cümle hâlinde ifade edecek olursak:
Allah (celle celâluhu), sonsuz ilmiyle insanın ne yapacağını önceden bilip Levh-i Mahfuz’da yazmış ve bir nüshasını da onun boynuna asmıştır.
İnsan, bu nüshada yazılanları iradesiyle işler.
Allah (celle celâluhu), insanın işlediklerini yaratır.
Melekler de, insanın işlediklerini bir bir kaydederler.
Dipnotlar
- 11 Bkz.: İsrâ sûresi, 17/13.
- 12 Bkz.: Yâsîn sûresi, 36/12.