İçeriğe geç

Bu itibarla, geçmişe uzanan zaman dilimlerinde yaratılmış bütün eşya ve hâdiseler için, “Demek ki, Levh-i Mahfuz’da böyle takdir edilmiş ve bu takdire göre de yaratılmış.” deriz. Buna karşılık, göz, hayal, düşünce ve ruhumuzun uzanamadığı, malumatımızın ulaşıp aşamadığı zamanın gelecek dilimleri için de yine, “Levh-i Mahfuz’da nasıl takdir edilip yazılmışsa, öyle yaratılacak.” veya “Nasıl yaratılacaksa, Levh-i Mahfuz’da o şekilde takdir edilip yazılmıştır.” deriz.

Bu noktada her Müslümanın, hatta her insanın diyeceği şudur: “Şimdiye kadar ne söylemiş, ne yapmış ve nasıl davranmışsam, hepsi de Allah’ın ilminde ve Ana Kitap’ta aynıyla mevcuttu. Gelecekte söyleyeceğim ve yapacağım her şey –ben bilmesem de– yine Ana Kitap’ta kayıtlıdır. İrademle ne yapacaksam, Allah (celle celâluhu) sonsuz ilmiyle, geçmişimde ve geleceğimde hepsini bildiğinden “İradesiyle şunu şunu şöyle yapacak.” diye yazmış bulunmaktadır. Ben bu yazının dışına çıkamam; fakat, onun orada o şekilde yazılmış olması beni zorlamaz; çünkü ben yaptığımı irademle yapıyorum ve Allah (celle celâluhu) da zaten irademle yapacağımı ilm-i ezelîsiyle bilip yazmıştır.”

Buna göre ortaya iki tür kader, yaratma ve emretme çıkmaktadır:

1. İnsan iradesinin hiçbir tesir ve fonksiyonunun olmadığı, kâinattaki umumî kader ve yaratma (Emr-i kevnî ve cebrî hilkat) ki bu, Allah’a (celle celâluhu) aittir. Allah mülkün sahibidir, mülkünde dilediği gibi tasarruf eder; Fail-i Muhtar’dır, neyi isterse onu işler ve kimse O’na hesap soramaz.

Fakat Allah, mutlak mânâda Âdil ve Hâkim’dir. Kullar kendilerine zulmeder de, Allah onlara hiçbir şekilde zulmetmez.25

225