İçeriğe geç

Hadiseyle ilgili olarak Hazret-i Aişe validemiz, Hazret-i Fatma’ya sordu: Sana önce ne dedi? Bana vefat edeceğini söyledi. Bu hastalık artık iflah etmez, beni öldürür dedi. Ben de o zaman ağladım. Sana ikinci defa ne dedi? Ailemden Ehl-i beyt’imden bana ilk kavuşan sen olacaksın, dedi. O zaman da sevindim. Dünyayı terkedeceğime, masivadan kurtulacağıma, ama Peygamberim’e kavuşacağıma, Allah’ıma kavuşacağıma sevindim.[76]

Mü’min, Resûl-ü Ekrem’e kavuşmayı iştiyak içinde beklediği ve özlediği nisbette O’nu biliyor ve seviyor demektir. O’nu sevmeyenler, bilmeyenlerdir. Bilip de sevmemek, O’nun için gözyaşı dökmemek, dilhun olmamak, köyünün bir avuç toprağını dünyalara bedel tutmamak imkansızdır.

Sıddık-ı Ekber anlatıyor: Birgün huzurunda oturuyorduk. Güneşin gurubu yaklaşmış, ikindi çoktan geçmiş, güneş dağın üzerine eğilmişti. Allah Resûlü dudaklarını açtı. Ağzından çıkan cevherlere, lâl-ü güherlere dikkat ettim. Duyduklarım, benim için dünyanın yıkılması ma’nâsına gelen şeylerdi. Buyurdular ki, Allah kulunu burada kalma ile öteye gitme arasında muhayyer bıraktı. Kul ötesini seçti… Ben hıçkırıklarımı tutamadım. ağladım. Kul Resûlullah’tı. Kapalı konuşuyordu. Allah İstersen artık ruhunu kabzedeyim. demişti. Ben Annemiz, babamız, evladımız, iyalimizle, herşeyimizle feda olalım, kurban olalım fakat sen dur burada. Hepimiz yok olalım, fakat sen kal burada dedim. [77]

159