Peygamber deyip de, Muhabbeti hatırlamamaya imkân var mı? Sevgiyi hatırlamadan, gerçek Vahdeti düşünmeden, bir saadet devri nasıl düşünülür? O, âleme muhabbet dellâlı olarak geldi ve dört bir bucağı şefkat anahtarıyla açtı. Dostu, düşmanı O’ndan mürüvvet gördü, kîll ü kale mahal kalmadı. O kadar ki Allah (cc) O’na, cezaların tatbikinde şefkate kapılmamasını söylüyor, ümmetinin ızdırabından ve çok kere onların duygusuzluğundan hissettiği teessürü başına kakıyordu.
Bir defasında o eşsiz varlık, İslâmî bir cezanın tatbikine mâruz eski bir yârân’ın, ceza esnasında tahammül edemeyip kaçtığını; fakat yine de cezaya çarptırıldığını duyunca, rahmet bulutları gibi dolmuş ve şefkatle seslenmişti: O’nu taşlamadan vazgeçip bana getirseydiniz ya. Mukaddes ruh Hazret-i İsâ’nın recmedilen birinin yanına yaklaşarak söylediği İlk taşı hiç günahı olmayan atsın sözüyle menba birliğine sahiptir yukarıdaki söz… İşte burada, büyük sevgi iddiacıları hümanistlerden bahsetmek hem ölçü bilgisizliğinin hem de bir yönde kör hayranlığın ifadesidir. Evet, yığın yığın nazariyeler hammalı, bitmez bir Gidiş yolcusu mütefelsif dimağla, lâhût âlemi turfandalarıyla daimi Geliş yolcusu, Hakk esrarının habercisi peygamber arasındaki serâ-süreyyâ farkı, bu sırla tezahür eder.