itimadını ortaya koyup, tek başına oradaki mütemerritlere meydan okuyacak kadar iman ve itminan-ı kalb kahramanı olan Hz. İbrahim’in Cenab-ı Hak’tan itminan-ı kalb istediğini görüyoruz. Çünkü haber, gözle görmek gibi değildir.
Hz. İbrahim, öyle bir marifet dersi almıştı ki o dersin tesiriyle tepeden tırnağa ürpermiş, Allah karşısında tir tir titremiş, hudû ve haşyetle iki büklüm olmuştu. Fakat yine de “Hel min mezîd?” demiş, aldığı marifet dersiyle daha bir şahlanmış, bu aşk u iştiyakla başka bir mecliste farklı bir hakikate gözlerini açmıştı. Oradan da alacağını almış ama yine de doymak bilmemişti. Çünkü nâmütenahi (sonsuzluk) istikametinde yapılan seyr u sülûk-i ruhani sonsuzdur. Allah’a giden yolda sona ermek mümkün değildir. Allah namütenahi olduğuna göre O’nun esmâ ve sıfât-ı sübhaniyesi de nâmütenahidir. Bunların her birinin insana bahşedeceği bir kısım varidler vardır. Bu meselenin zirvesi ise Hakk’ın şehadetidir. İşte Hz. İbrahim o kudret-i baliğa, irade-i bahire ve meşiet-i sübhaniyeyi bir de gözüyle görmek is-
temiş, “ َرَِّبِِ َأَِرِِنِي َكَْيَْفَ ُتُْحْ ِيِـي اْلَْمَْوْ َتَىYa Rabbi, ölüleri asıl diriltece�nğini bana gösterir misin?” demiş ve Cenab-ı Hakk’ın marifetini
talep etmişti. Cenab-ı Hakk’ın, َأََوَ َلَْمْ ُتُْؤْ ِمِْنYoksa buna inanma�“
dın mı?” kavl-i sübhanisine ise şöyle cevap vermişti: َبََلَى َوَ َلَـِكِْن
“ ِلَِيَْطَْمَِئََِّنَ َقَْلِْبِيElbette inandım, lâkin sırf kalbim mutmain olsun diye bunu istedim.”14 Hz. İbrahim öyle bir itminan-ı kalbe ulaşmak istiyordu ki bu itminan sayesinde hayatının hiçbir saat, hiçbir dakika, hiçbir saniyesinde gerek taakkul gerek tasavvur gerekse tahayyül seviyesinde herhangi negatif bir düşünce bulunmasın. En canhıraş durumlarda bile “of” deme yerine hep “oh” diyerek oturup kalksın. Böyle bir talep karşısında Cenab-ı Hak da kendi şehadetini orada ortaya koymuş ve kudret-i kahiresi (mutlak hâkimiyeti), irade-i bahiresi (mutlak iradesi) ve meşiet-i sübhaniyesiyle (ilahi iradesiyle) ölmüş kuşlara can vermişti. Hz.
Dipnotlar
- Bakara Sûresi, 2/260.