gürül gürül Allah anılıyordu. O, her sinede mualla yerini koruyordu. Gönüller âdeta O’nun tecelligâhı idi. Bir dönem geldi ona isim katan insanlar oldu ve zamanla o insanların adlarıyla anılmaya başlandı. O halis insanlar sayesinde müsemma kapı ardında kalmadı. O müsemma vicdanlarda derinlemesine duyuldu ve isim müsemma birliği gerçekleşti. Onların dilinden çıkan bir “Sübhanallah, Elhamdülillah, Allahuekber” kelimeleri binlere tekabül ediyor, gönüller itminana eriyordu. Ne var ki bir gün geldi, bazıları itibarıyla “müsemmasız isim” devri başladı. El elden üzüldü, yar elden gitti, o menhelü’l-azbi’l-mevrûd da kurumaya yüz tuttu. Öz ve ruh gitti, mesele artık nesep/veraset yoluna girdi. Dilerim ben, hakiki manada kıvamını bulmuş kalb ve ruh ufkunun kahramanları o meseleye yeniden kıvamını kazandırırlar. Bir kere daha ism-i mahzayı müsemma ile buluşturarak bize yeniden bir gül devri yaşatırlar. Bazı kimseler de Âkif’in ifadesiyle, o gül devrine erdiklerinden dolayı bülbül kesilirler.
Hazreti İbrahim’in İtminan-ı Kalb Talebi
ٍ“ َاََّلَِذِيَنَ آَمَُنُوا َوَ َعَِمُلُوا الَّصَ اِلَِحَاِتِ ُطُ وَبَى َلَُهُْمْ َوَ ُحُْسْ ُنُ َمَآٍبMüjdeler olosun iman edip de salih ameller yapanlara! Onlar için kendilerini memnun edecek güzel bir sonuç vardır.”13 buyrulmaktadır. Bu âyetle zikrin faydasının sadece bu dünyaya münhasır olmadığı, zikir kahramanlarını ahirette de güzel bir akıbetin beklediği haber veriliyor. Fakat zikir sayesinde kalblerin huzur ve itminana ulaşması dünya cihetiyle de çok önemli bir mesele olduğundan, enbiya-i izam Allah Teâlâ’dan bunu da talep etmiştir. Mesela “hıllet” şerefiyle şereflenmiş ve –bir menkıbede anlatıldığına göre– Nemrut tarafından ateşe atılırken bile ateşe müvekkel meleğin (ateşle vazifelendirilmiş) yardım etmek istemesi karşısında, “Benim ateşe atıldığımı Allah bilmiyor mu!” diyerek Allah’a
Dipnotlar
- Ra’d Sûresi, 13/29.